Ayşe Yorgancıoğlu, PhD
SES Derneği olarak, toplumsal diyaloğu güçlendirmeye ve farklılıklar arasında daha yapıcı etkileşim alanları yaratmaya önem veriyoruz. Bu doğrultuda, geçtiğimiz aylarda Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir sivil toplum girişimi olan Civity ile üç çevrim içi “train-the-trainer” oturumunda bir araya geldik. Toplumsal kutuplaşmayı azaltmayı ve empatik iletişimi teşvik etmeyi amaçlayan bu iş birliği, bize yalnızca yeni araçlar kazandırmakla kalmadı; aynı zamanda diyalog ve karşılıklı anlayışın toplumsal dönüşümdeki rolünü yeniden düşünme fırsatı da sundu.

Civity, bireylerin ve kurumların farklılıklarla daha yapıcı ilişkiler kurabilmesi odağında 2013 yılında Malka Ranjana Kopell ve Palma Joy Strand tarafından kurulmuş. Bunu da oldukça pratik araçlar ve eğitimlerle destekliyor. Civity yaklaşımı, bireylerin kendilerinden farklı kimlik ve görüşlerle daha açık, merak temelli ve yargıdan uzak bir ilişki kurmasına odaklanıyor. Aslında çok basit ama bir o kadar zor bir şeyi bizlere hatırlatıyor: geri çekilmek ya da savunmaya geçmek yerine, temas etmek, dinlemek ve anlamaya çalışmak. Bugünün giderek sertleşen global anlaşmazlıklar ortamında, bu neredeyse temel bir toplumsal güdü haline gelmek zorunda.
Türkiye bağlamında baktığımızda da, kutuplaşmanın sadece farklı görüşler arasındaki mesafeyi artırmakla kalmadığını, zamanla “mahalleler” arasında keskin sınırlar yarattığını görüyoruz. Farklı kesimlerin birbiriyle temasının azalması, önyargıların güçlenmesi ve diyalog alanlarının daralması, hepimizin aşina olduğu bir tablo. Bu noktada, Civity’nin sunduğu yaklaşım yalnızca bireyler arası iletişimi değil, bu mahalleler arasındaki mesafeyi azaltan köprüleri de yeniden kurma imkânı sunuyor.
Ama mesele sadece politik kutuplaşma değil. Bireylerin içinde bulundukları sosyo-ekonomik sistemin ezici baskısı da en az kutuplaşma kadar belirleyici. Kapitalist sistemin birey üzerindeki yükü arttıkça, birey sırtını yaslayacak bir zemin bulmakta zorlanıyor. Bu durum, hem topluma hem de diğer bireylere duyulan güvenin aşınmasına yol açıyor; yalnızlaşma derinleşiyor ve insanlar birbirlerine giderek daha az güveniyor. Aynı şekilde, çalıştıkları ya da parçası oldukları kurumlara (şirketler, kamu kurumları, okullar, sivil toplum kuruluşları vb.) duydukları aidiyet ve güven duygusu da zayıflıyor. Tüm bunlar, toplumsal dokuyu sessiz ama güçlü bir şekilde aşındırıyor.
Bu tabloyu özellikle iş hayatında kadınların deneyimleri üzerinden daha net görmek mümkün. SES Derneği ve FutureBright tarafından gerçekleştirilen araştırma, beyaz yakalı kadınların yaklaşık %70’inin iş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmadığını düşündüğünü ortaya koyuyor. Olay daha işe alım süreçlerinde başlıyor: her dört kadından üçüne özel hayatına ilişkin sorular yöneltiliyor. Kadınların dörtte üçü çalışma hayatındaki sistemin erkekler için kurgulandığını düşünüyor ve aynı pozisyondaki erkeklere kıyasla daha fazla çaba sarf etmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor. Kadınların % 40’ı çocuk sahibi olmanın kariyerleri önünde bir engel oluşturduğunu düşünüyor. Daha da çarpıcı olan ise, her dört kadından birinin önceki işinden istifa etmek zorunda bırakıldığını belirtmesi. Bu bulgular, karşı karşıya olduğumuz meselenin münferit değil, sistematik ve iş hayatının her aşamasına sirayet etmiş bir sorunun varlığına işaret ediyor. Bu durum yalnızca iş hayatındaki eşitsizlikleri derinleştirmekle kalmıyor; aynı zamanda bireylerin çalıştıkları kurumlara duydukları güveni ve aidiyet hissini de ciddi biçimde zedeliyor. Dolayısıyla, güven erozyonu ve yabancılaşma meselesi, toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıldığında çok daha görünür ve acil bir sorun haline geliyor.
Tam da bu noktada, Civity yaklaşımı yalnızca farklı görüşler arasında diyalog kurmayı teşvik etmekle kalmıyor; aynı zamanda bireyler arası güvenin yeniden inşasına ve bireylerin kurumlarla kurdukları ilişkinin güçlenmesine de katkı sunabilecek bir çerçeve sunuyor. Güvenin zayıfladığı ve sosyal bağların gevşediği ortamlarda, bu tür yaklaşımlar hem fikirsel, hem de bireysel/ kurumsal düzeyde yeniden bağ kurma imkânı yaratıyor.
Kadınların sosyal, ekonomik ve kamusal alanda güçlenmesini destekleyen SES Derneği’nin eşitlik, dayanışma ve aktif vatandaşlık odaklı yaklaşımı ile Civity’nin diyalog temelli çerçevesi doğal bir şekilde örtüşüyor. Bizler için eşitlik, sadece ulaşılması gereken bir hedef değil; birlikte düşünmeyi, birlikte üretmeyi ve farklılıklarla birlikte var olabilmeyi kapsayan bir süreç. Bu nedenle, toplumsal cinsiyet eşitliği ve toplumsal barışın ancak farklı kesimler arasında kurulacak açık, güvene dayalı ve sürdürülebilir diyaloglarla mümkün olduğuna inanıyoruz. Ve sizleri de yanımıza davet ediyoruz…
Civity ekibinin SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği ile işbirliği hakkında yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
