Aşırı sıcaklıkların iklim krizinin aciliyetini bir kez daha gözler önüne serdiği bir ortamda, Avrupa’nın bu yıl yaşadığı en sıcak günlerden birinde, diplomasi, akademi, sivil toplum ve uluslararası kuruluşlardan kadın liderler Londra’da ortak bir mesaj etrafında bir araya geldi. Organizasyonda kadınlar, küresel iklim kararlarının şekillendirilmesinde çok daha büyük bir rol üstlenmesi gerekliliği ve talebi vurgulandı.

GWL Voices’ın, Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü (IIED), Project Dandelion ve She Changes Climate ortaklığıyla düzenlediği etkinlikte, neredeyse tamamı kadınlardan oluşan bir panel, “Women in Global Climate and Environmental Leadership” (Küresel İklim ve Çevre Liderliğinde Kadınlar) başlıklı yeni raporu tanıttı. Raporda, kadınların uzun yıllardır kendi toplumlarında iklim değişikliğiyle mücadelede merkezi roller üstlenmelerine rağmen, küresel iklim politikalarını belirleyen kurumlarda hâlâ ciddi ölçüde yetersiz temsil edildiği vurgulanıyor.
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan GWL Voices Geçici İcra Direktörü Cristina Gallach, söz konusu raporun, kadınların uluslararası iklim ve çevre kuruluşlarındaki temsilini sistematik biçimde inceleyen ilk çalışma olduğunu belirtti. Uluslararası kuruluşlar ve hükümetlerde görev yapmış kadın liderlerden oluşan küresel bir ağ olan GWL Voices, daha önce çok taraflı kurumlarda kadınların katılımına ilişkin araştırmalar yürütmüştü. Bu son rapor ise odağını özellikle iklim yönetişimine çevirerek, uluslararası müzakereleri, çevre politikalarını ve iklim finansmanını şekillendiren liderlik pozisyonlarında kimlerin bulunduğuna dair yeni veriler sunuyor.
Etkinliğin açılış konuşmasını, İrlanda’nın eski Cumhurbaşkanı ve uluslararası alanda tanınan iklim adaleti savunucusu Mary Robinson yaptı. Robinson’un konuşması, günün tartışmalarının çerçevesini belirledi. İklim değişikliğinin kadınlar üzerindeki olumsuz etkilerine odaklanan alışıldık söylem yerine, bu bakış açısını bilinçli olarak sorguladı.
Robinson, kadınların gıda güvensizliği, su kıtlığı, aşırı sıcaklar ve yerinden edilme gibi nedenlerle iklim değişikliğinden orantısız biçimde etkilendiğini kabul etti. Ancak bu gerçeklerin, en az bunun kadar önemli olan başka bir gerçeği gölgelememesi gerektiğini dile getirerek kadınların, dünyanın en deneyimli iklim liderleri, örgütleyicileri ve çözüm üreticileri arasında yer aldığını savundu.
Robinson “Biz yalnızca iklim ve doğa krizinin mağdurları değiliz. Aynı zamanda bu krize en deneyimli şekilde müdahale edenler, en istikrarlı savunucuları ve fırsat verildiğinde en etkili liderleriyiz.” Dedi
Robinson’a göre temel mesele artık kadınların iklim müzakerelerine katılıp katılmaması değil; alınan kararlar üzerinde gerçek anlamda etkili olup olmadıkları. Kadın liderliği yalnızca sembolik temsil meselesi değildir. Toplumların ihtiyaçlarına gerçekten cevap verebilen iklim politikalarının oluşturulabilmesi için vazgeçilmezdir.
Raporu tanıtan BM İçin İhtiyacımız Olan Koalisyonu’nun Eş Başkanı Nadara Youssef ise “iklim yönetişimi paradoksu” olarak tanımladığı duruma dikkat çekti. İklim kurumlarındaki ulusal toplumsal cinsiyet odak noktalarının yaklaşık yüzde 90’ını kadınlar oluşturuyor. Yani kadınlardan sıklıkla toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık konularında uzmanlık sunmaları bekleniyor. Ancak görevler üst düzey yönetim pozisyonlarına ve karar alma yetkisine yaklaştıkça kadınların temsili belirgin biçimde azalıyor.
Rapor, dünyanın önde gelen yedi iklim ve çevre kuruluşunu inceledi. Bunlar arasında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Yeşil İklim Fonu, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) de yer alıyor. İncelenen tüm kuruluşlarda kadınlar, gündemi belirleyen, müzakerelere başkanlık eden ve kurumsal öncelikleri şekillendiren üst düzey pozisyonlarda önemli ölçüde yetersiz temsil ediliyor.
Tartışmalar boyunca en çok dikkat çeken bulgulardan biri, 1995 yılından bu yana düzenlenen Taraflar Konferansı (COP) başkanlıklarının yalnızca yaklaşık dörtte birinin kadınlar tarafından yürütülmüş olmasıydı. İncelenen yedi kuruluşun tamamında kadınlar, analiz edilen dönem boyunca üst düzey liderlik pozisyonlarının yalnızca yaklaşık yüzde 30’unu elinde bulundurdu. Belki de en çarpıcı bulgu ise, dünyanın iklim değişikliği konusundaki en önemli bilimsel otoritesi olan IPCC’nin 1988 yılında kurulmasından bu yana hiçbir kadın başkan seçmemiş olmasıydı.
Bununla birlikte rapor, umut verici gelişmelere de dikkat çekiyor. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, birçok uluslararası kuruma kıyasla toplumsal cinsiyet eşitliğine çok daha fazla yaklaşmış durumda. Bu durum, kurumsal reformların ve bilinçli liderlik geliştirme politikalarının somut sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Raporun tanıtımının ardından gerçekleştirilen panel oturumu, istatistiklerin ötesine geçerek kadınların iklim yönetişiminde karşılaştıkları engelleri ele aldı. İklim adaleti aktivisti Sheila Batista’nın moderatörlüğündeki panelde Mary Robinson, Bianca Jagger, Plataforma CIPÓ İcra Direktörü Mayara Folly ve IIED Kıdemli Araştırmacısı Karen McAllister yer aldı. Farklı mesleki geçmişlere sahip olmalarına rağmen konuşmacılar ortak bir noktada birleşti: Kadınlar, en önemli kararların alındığı mekanizmalardan dışlanıyorsa, yalnızca sayısal temsil yeterli değildir.
Karen McAllister, özellikle gelişmekte olan ülkelerden ve tarihsel olarak marjinalleştirilmiş topluluklardan gelen kadınların iklim müzakerelerine katılımını inceleyen araştırmalara değindi. Pek çok kadının finansmana erişim, siyasi ağlar, liderlik fırsatları ve teknik uzmanlık gibi alanlarda üst üste binen engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Ona göre anlamlı katılım, kadınların sadece müzakerelere davet edilmesiyle değil, uzun vadeli liderlik gelişim programlarına yatırım yapılmasıyla mümkün olabilir.
Mayara Folly ise tartışmayı iklim finansmanı boyutuna taşıdı ve çoğu zaman yeterince dikkat çekmeyen önemli bir boşluğa işaret etti. Kadınlar uluslararası iklim müzakerelerinde giderek daha görünür hâle gelirken, iklim fonlarının nasıl dağıtılacağına karar veren maliye bakanlıkları, kalkınma bankaları ve finans kuruluşlarında hâlâ çok daha az temsil ediliyorlar. Folly’ye göre küresel iklim yönetişimi, uluslararası anlaşmaların müzakere edilmesinden bunların uygulanmasına doğru evrildikçe, kadınların yatırım ve finansal kararları yöneten kurumlarda da güçlü biçimde yer alması gerekiyor.
Etkinlik boyunca öne çıkan ortak tema, toplumsal cinsiyet eşitliğinin iklim yönetişiminden ayrı bir konu olarak görülmemesi gerektiğiydi. Konuşmacılar, daha çeşitli liderlik yapılarının daha güçlü kurumlar, daha geniş bakış açıları ve daha etkili politika üretimi sağladığını savundu. Onlara göre iklim yönetişimi yalnızca toplantılara kimlerin katıldığıyla ilgili değil; milyonlarca insanı etkileyen kararları kimin bilgi, deneyim ve önceliklerinin şekillendirdiğiyle ilgilidir.
Dışarıda sıcaklıklar yükselmeye devam ederken, etkinliğin zamanlaması da son derece anlamlıydı. Devam eden sıcak hava dalgası, iklim değişikliğinin artık uzak geleceğe ait bir tehdit değil, günlük yaşamın somut bir gerçeği olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bu çerçevede etkinlik, iklim krizine etkili biçimde yanıt verebilmek için yalnızca iddialı politikalar ve teknolojik yeniliklerin değil, aynı zamanda daha kapsayıcı liderlik anlayışının da gerekli olduğunu güçlü biçimde ortaya koydu.
Raporda sonuç olarak, anlamlı katılımın yalnızca iklim kurumlarındaki kadın sayısını artırmakla sınırlı kalmaması gerektiği vurgulanıyor. Kadınların gündem belirleme, müzakereleri yönlendirme, kaynak tahsis etme ve çağımızın en önemli küresel sorunlarından biriyle mücadele eden kurumlara liderlik etme fırsatına da sahip olmaları gerektiği ifade ediliyor.
