Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk Medeni Kanunu’nda yer alan yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” ödenmesini düzenleyen hükmü iptal etti. Karar, gerekçeli kararın yayımlanmasının ardından 9 ay sonra yürürlüğe girecek. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Vatandaşlar talep etti” diyerek yorumladığı karar; vatandaşlık tanımını ve kimlerin taleplerinin öncelikli olarak gözetildiğini sorgulatırken; mağdurlardan ve kadın derneklerinden iptal kararına yönelik tepkiler yükseldi.

AYM, Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin başvurusu üzerine Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi inceledi. Mahkeme, maddede geçen “süresiz olarak” ifadesinin oy çokluğuyla iptaline karar verdi.
Mevcut düzenlemeye göre, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan mali gücü oranında süresiz yoksulluk nafakası talep edebiliyordu. AYM’nin kararı, nafaka hakkını ortadan kaldırmıyor; bu hakkın süresiz şekilde devam etmesini sağlayan hükmü kaldırıyor. Kararın gerekçesi ise henüz açıklanmadı. Yasama organının önümüzdeki dokuz aylık süreçte yeni bir düzenleme hazırlaması bekleniyor.
Süresiz Nafaka Nasıl İşliyordu?
Türk hukukunda “süresiz nafaka” olarak bilinen uygulama, boşanma sonrasında yoksulluğa düşecek eşe ekonomik destek sağlanmasını amaçlıyor. Ancak kanundaki “süresiz” ifadesi, nafakanın her durumda ömür boyu ödeneceği anlamına gelmiyor.
Mevcut sistemde nafaka; nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi, fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da taraflardan birinin ölmesi gibi durumlarda sona erebiliyor. Ayrıca mahkemeler, tarafların ekonomik koşullarındaki değişiklikleri dikkate alarak nafakanın azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebiliyor.
Nafaka miktarı belirlenirken tarafların gelir düzeyi, çalışma kapasitesi, mal varlığı, yaşam standardı ve bakım yükümlülükleri gibi kriterler değerlendiriliyor.
Kadın Örgütlerinden Tepki
Kararın ardından kadın örgütleri ve hak savunucuları, düzenlemenin kadınlar açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
“Amaç Aileye Erkeğe ve Aileye Bağımlı Kadınlar Yaratmaktır”
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Genel Sekreteri Avukat Çisel Demirkan Sakallı, konuyla ilgili Odatv’ye gerçekleştirdiği açıklamasında şunları söyledi:
“Yoksulluk nafakasına yönelik saldırılar, sadece adli bir dosya tartışması değil; kadınların kazanılmış haklarını ellerinden alma girişimidir. Kadınların ekonomik güvencesizliğinin asıl nedeni nafaka sistemi değildir. Asıl neden; kamusal kreşlerin yokluğu, yetersiz sosyal politikalar ve bakım yükünün tamamen kadının omuzlarına yıkılarak onların istihdamdan koparılmasıdır.
Bugün boşanma sonrasında yoksullaşma riskiyle en çok karşı karşıya kalanlar; yıllarca ev içi emeği üstlenmiş, çocuk ve yaşlı bakım sorumluluğunu taşımış ve bu yüzden çalışma yaşamından uzaklaştırılmış emekçi kadınlardır. Yıllarca görünmeyen emeğiyle aileyi ve toplumu ayakta tutan bu kadınlar, boşanma sonrasında derin bir yoksulluğa ve güvencesizliğe terk edilmek istenmektedir. Nafaka hakkına yönelik her müdahale, en ağır sonuçlarını bu emekçi ve yoksul kadınlar üzerinde yaratacaktır.
Buradaki asıl amaç; şiddet görse bile ekonomik çaresizlikten dolayı boşanamayan, erkeğe ve aileye bağımlı kadınlar yaratmaktır. Eğer nafaka hakkı sınırlandırılırsa, kadınlar çocuk ve yaşlı bakımını tek başına üstlenmeye zorlanırken iş yaşamından koparılmaya devam edecek ve ekonomik bağımsızlıkları tamamen ellerinden alınacaktır.”
“Sonuç Kadınları Şiddete Teslim Etmektir“
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İstanbul Temsilcisi Şirin Yalıncakoğlu ise yoksulluk nafakasının yalnızca kadınlara değil, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen her iki tarafa da tanınmış bir hak olduğunu hatırlatarak, uygulamada zaten birçok kadının hükmedilen nafakayı tahsil etmekte güçlük çektiğini belirtti.
“Ev içi emeği ,çocukların bakım yükü, eşlerin ebeveynlerinin bakım yükü kadınların üzerine yıkılması eşitliğe aykırıdır. Çalışamayan veya çalışmasına izin verilmeyen kadınların hayatını idame ettirmek için yoksulluk sınırının altında alabileceği nafakayı ortadan kaldırılmaya çalışılması boşanmış veya boşanmak isteyen kadınları yoksulluğa, evli olduğu erkeğin insafına ve şiddetine teslim etmek demektir. Mevcut iktidarın Aile On Yılı kapsamında yaratmak istediği makbul ve evinin kadını profili yaratmak amacıyla yapıldığını biliyoruz.
Medeni kanun insanların doğumdan itibaren tüm haklarını koruyan geniş kapsamlı bir kanundur . Bu kanun hükümlerinden birinin bile kaldırılması tıpkı İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi gibi kadınların yaşadığı mağduriyetleri artıracaktır.” sözleriyle Şirin Yalıncakoğlu, konunun politik bir ajandanın parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlattı.
“Kadınların Kazanılmış Haklarını Aşındırmaya Yönelik Her Girişim, Yalnızca Kadınları Değil, Laik Hukuk Devletini de Hedef Almaktadır.”
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) konu ile ilgili gerçekleştirdiği basın açıklamasında nafaka uygulamasının asıl nedeni olan eşitsizliklerin günümüzde hala süregeldiğini belirterek medeni kanunun bu biçimde tartışmaya açılmasının hukuk devletine bir saldırı olduğunu ifade etti.
“Kamuoyu yıllardır, gerçeklerle hiçbir ilgisi olmayan “ömür boyu nafaka mağduriyeti” söylemleriyle sistematik biçimde yönlendirildi, kadınların boşanma sonrasında karşı karşıya kaldıkları yoksulluk görünmez kılınmaya çalışıldı.
Yaklaşık on yıl önce Anayasa’ya aykırı bulunmayan bir hüküm bugün neden aykırı bulunmuştur? Bu on yıllık süreçte Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği mi sağlanmıştır? Kadınların işgücüne katılımı erkeklerle eşit düzeye mi ulaşmıştır? Kadın yoksulluğu sona mı ermiştir? Kadınlar boşanma sonrasında ekonomik güvenceye mi kavuşmuştur? Yoksa bugün hâlâ kadınların önemli bir bölümü düşük ücretli, güvencesiz ve kayıt dışı çalışırken; çocukların velayetleri boşanma sonrası çoğunlukla anneye bırakılırken; bakım yükü büyük ölçüde kadınların omuzlarındayken; nafaka miktarları birdenbire yükselmiş ve erkekler açısından katlanılamaz bir yük mü yaratmıştır? Gerçekler bunun tam tersini göstermektedir. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2019 ve 2024 yılında yayımladığı Yoksulluk Nafakası Araştırma Raporu’na göre; Türkiye’de nafaka alan kadınların önemli bir bölümü çok düşük miktarlardaki nafakaları dahi tahsil edememektedir.
Mesele hiçbir zaman nafakanın miktarı olmadı. Mesele, boşanma sonrasında kadınların ekonomik olarak bağımsızlaşabilmesi için hukuk düzeninin sağladığı sınırlı güvencelerin ortadan kaldırılmasıdır. Son yıllarda nafaka hakkından velayete, mal rejiminden aile hukukuna kadar pek çok konuda Medeni Kanun’un eşitlikçi hükümlerinin tartışmaya açıldığını görüyoruz. Kadınların kazanılmış haklarını aşındırmaya yönelik her girişim, yalnızca kadınları değil, laik hukuk devletini de hedef almaktadır. Yoksulluk nafakası bir lütuf değildir. Evlilik süresince karşılıksız bırakılan bakım emeğinin, çalışma yaşamındaki yapısal eşitsizliklerin ve boşanmanın kadınlar üzerinde yarattığı ekonomik sonuçların kısmen telafi edilmesini sağlayan bir haktır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği devam ederken, kadınların bakım yükü kamusal olarak paylaşılmazken, kreşler yaygınlaştırılmazken, eşit işe eşit ücret sağlanmazken ve kadın yoksulluğu giderek derinleşirken nafaka hakkının hedef alınması eşitsizliği daha da büyütecektir. Kadınların ekonomik güvencesini zayıflatacak hiçbir düzenleme toplumsal adalet üretmez.“
“Milyonlarca Kadının Nafakasıyla, Çocuğun Hayatıyla Oynanıyor”
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) gönüllüsü Hülya Gülbahar da kararın ekonomik şiddeti artırabileceğini, kadınların şiddet içeren evliliklerden ayrılmasını zorlaştırabileceğini savundu. Gülbahar, gerekçeli kararın açıklanmasının ardından yapılacak yeni yasal düzenlemelerin mevcut nafaka haklarını da etkileyebileceği endişesini dile getirdi.
“Kadınlar bu gerçekleri öğrenemesin, itiraz edemesin diye bu konular açıkça anlatılmıyor. Bunları kadınlara duyuracak kadın örgütlerinin seslerini duyurması engelleniyor. Yaygın medyada kendilerine yer verilmiyor. Ama acı gerçek bu. Milyonlarca kadının nafakasıyla, çocuğun hayatıyla oynanıyor. 3-4 yıllık evlilikte, örneğin 1-2 yaşında iki çocukla ortada kalan kadının ne yapacağı hiç tartışılmıyor. Çocukları bırakacak kimsesi olmayan kadının nasıl çalışacağı, evde kalıp çocuklara baksa nasıl geçineceği kimsenin umurunda imiş gibi görünmüyor. İktidara geldikleri günden beri ‘kadının en büyük kariyeri anneliğidir’ diyen, ‘anneliği reddeden, ev işlerini bir kenara koyan kadın yarımdır’ diyen, iş isteyen kadınlara ‘evdeki işler yetmiyor mu, size evdeki işler yeter, siz eşiniz baksın’ diyorlar. Aile yılı yetmiyor, aile 10 yılı ilan ediyorlar. Ama kendi kusuru ile evliliğini bitirmek isteyen erkeklerin yeniden evlenmesini kolaylaştırmak için evlere ve anneliğe hapsettikleri kadınları açlığa ve yoksulluğa terk etmek istiyorlar.“
“Bakan’a Göre Kadın Vatandaşlar Vatandaş Olsaydı, Kadınların Yoğun Taleplerinin ‘’Nafakama Dokunma’’ Olduğunu Duyabilirdi”
Eşit Yaşam Derneği Başkanı Nazik Işık, AYM tarafından alınan kararın meclis üzerindeki muhtemel etkilerini de değerlendirerek şu ifadelerde bulundu:
“Boşanan ya da boşanmaya kalkışan kadınları öldürmenin neredeyse mübahlaştığı bir anlayışın sırtı, İstanbul Sözleşmesinden tek imzayla ‘’çıktım’’ demekle sıvazlanmıştı. Şimdi bu kararla öldürülmeyenin de açlıkla ya da yakınlarına el açmakla yaşayabildiği bir dönemin kapısı açılabilecek.
Biliyoruz, 6.’ıncı hatta 5.’inci yargı paketinden bu yana deniyorlar, aldıkları güçlü tepkiler nedeniyle Meclis’e getiremiyorlar ve ‘’süresiz nafaka’’yı yasal hak olmaktan çıkaramıyorlardı. Şimdi, ‘’Ne yapalım, Anayasa Mahkemesi Kararı nedeniyle zorunluyuz’’ adı altında, yani yargının arkasına gizlenerek Meclis’e getirme imkanı yarattılar. Nitekim Adalet Bakanı anında ve adeta zil takıp oynayarak ‘’vatandaşlardan gelen yoğun talepler’’den bahsederek, ‘’kararı adalet ve hakkaniyet açısından çok kıymetli bulduklarını’’ söyledi.
Bakan’a göre kadın vatandaşlar vatandaş olsaydı, kadınların yoğun taleplerinin ‘’nafakama dokunma’’ olduğunu duyabilirdi, kararı alkışlarken biraz daha dikkatli olabilirdi.”
Keşke kadınların bu üç kuruşluk nafakaya muhtaç olmadığı bir toplumsal düzenimiz olsa tabii… Ama yok. Olsaydı, kanunda ‘’kadının nafakası’’ olarak tanımlanmamış, boşanmadan sonra erkek ya da kadın, hangi eş yoksulluğa düşecekse ona verilmesine hükmedilmiş, yani aslında cinsiyeti olmayan yoksulluk nafakasından yararlananların yüzde 90’dan fazlası kadın olmaz, nafaka da bir kadın hakkı haline gelmezdi.”
Yeni Düzenleme Nasıl Olacak?
AYM’nin iptal kararının yürürlüğe girmesine kadar dokuz aylık bir süre bulunuyor. Bu süreçte Meclis’in yoksulluk nafakasına ilişkin yeni bir yasal çerçeve oluşturması bekleniyor.
Henüz yeni düzenlemenin içeriği netleşmiş değil. Ancak sürenin sınırlandırılması, evlilik süresinin dikkate alınması veya nafaka sonrasında sosyal destek mekanizmalarının devreye alınması gibi seçenekler uzun süredir kamuoyunda tartışılıyor.
Kararın gerekçesi ve Meclis’in atacağı adımlar, Türkiye’de boşanma sonrası ekonomik güvencelerin nasıl şekilleneceği konusunda belirleyici olacak.
Kamuoyu tarafından düzenlemenin 12.Yargı paketi kapsamında meclis gündemine taşınabileceği tartışmaları sürerken, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler konu hakkında değerlendirmelerde bulundu. Abdullah Güler, nafaka düzenlemesinin 12. Yargı paketinde olmayacağını ve mahkemenin gerekçeli kararını bekleyeceklerini açıkladı. Güler “Adalet Bakanı’nın ve tüm yetkililerin, aynı hassasiyeti, yürüyen davalar için de göstermesi gerekir. Hem süre, hem de miktar olarak hukuk dışı nafaka kararları verilmesinin önlenmesi konusunda herhangi bir demeç ya da çalışmaları olacağına ihtimal vermiyoruz ama hukukun ve adaletin gereğini her seferinde bir kez daha hatırlatmak da bizim görevimiz.” dedi.
