Geçtiğimiz günlerde, Özgür Özel liderliğinde Yeni Parti kuruldu. Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu Türkiye’de siyasetin nasıl şekilleneceğine, bu süreçte Yeni Parti’nin nasıl bir rol üstlenebileceğini; son iki yılda Türkiye’de yaşananların ardından dönüşen siyaset anlayışı çerçevesinde değerlendiriyor.

Geçtiğimiz günlerde, Özgür Özel liderliğinde Yeni Parti kuruldu. Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu Diken’de yayınlanan yazısında Türkiye’de siyasetin nasıl şekilleneceğini, bu süreçte Yeni Parti’nin nasıl bir rol üstlenebileceğini; son iki yılda Türkiye’de yaşananların ardından dönüşen siyaset anlayışı çerçevesinde değerlendiriyor.
Sevgi Uçan Çubukçu YENİ Parti’nin kuruluşunun yalnızca liderler arasındaki bir mücadele ve yeni bir partinin siyasi hikayesi değil; Türkiye’de muhalefetin geleceğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçası olduğunu savunuyor. Yaşanan ayrışmayı “bürokratik siyaset” ile “toplum merkezli siyaset” anlayışlarının karşı karşıya gelmesi şeklinde değerlendiriyor. Bu ayrışmanın bugün giderek keskinleşmesi ve daha da görünür olmasının nedeni olarak Türkiye’de giderek güçlenen otoriter siyaset rejimi olduğunu ifade ediyor. Bu yorumlama, muhalif siyasetteki bu ayrışma ve anlayış değişiminin aslında otoriter rejimin ortaya çıkardığı toplumsal ve siyasal koşulların bir ihtiyacı ve sonucu olarak güç kazandığını gösteriyor. Özellikle, “Mutlak butlan” sürecinin, siyasal rekabetin sandık ve toplumsal destek yerine yargısal süreçler üzerinden şekillenmeye başlamasının sembolü olduğu vurgulanıyor.
Yazar aynı zamanda süreç içerisinde rejimin geçirdiği biçim değişikliğine de vurgu yapıyor. Rekabetçi otoriter rejimlerde muhalefetin tamamen yasaklanmadığı; bunun yerine hukuk, yargı ve bürokratik mekanizmalar aracılığıyla hareket alanının daraltıldığı belirtiliyor. Bu bağlamda ana muhalefete yönelik son gelişmeler daha geniş bir siyasal dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor.
Bu çerçevede CHP’de değişim ekibinin kazanması ve ardından muhalefete yönelik operasyonlar sonrasında gelişen toplumsal eylemlerle birlikte gerilim yaşayan “bürokratik siyaset” ve “toplumsal siyaset” anlayışları somut bir karşıtlığa kavuşuyor. YENİ Parti’nin kuruluşuyla, “toplumsal siyaset” anlayışı kendine bir ev kuruyor. Sevgi Uçan Çubukçu, Özgür Özel ve arkadaşlarının geliştirmeye çalıştığı siyaset anlayışını “meşruiyeti; parti tüzüklerinden, merkez yönetimlerinden veya yargı kararlarından değil, seçmenin iradesinden ve toplumun desteğinden beslenen “toplumsal siyaset” anlayışı” olarak tanımlıyor. Siyasetin yalnızca genel merkezlerde değil; mahallede, sokakta, üretim alanlarında, sendikalarda ve gündelik hayatın içinde kurulduğu yeni bir anlayışa işaret ediyor. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken faktör liderlerin ve kadroların etkisi yadsınamaz olsa da, kuvvetlenen “toplumsal siyaset” anlayışının toplumun beklentileri ve muhalefetten sert talepleri sonucunda oluştuğu gerçeğidir. “YENİ Parti’yi millet kurdu” söylemi de aslında bu durumla paralellik göstermektedir.
Analizin dikkat çekici bölümlerinden biri de Avrupa sosyal demokrasisine yapılan göndermeler. İngiltere İşçi Partisi, İsveç Sosyal Demokratları ve Almanya SPD örnekleri üzerinden sosyal demokrat hareketlerin yalnızca güçlü parti örgütleriyle değil, sendikalar ve sivil toplumla kurdukları bağ sayesinde büyüdüğü hatırlatılıyor. Buradan hareketle yeni partinin de benzer bir toplumsal örgütlenme modeli oluşturmayı hedeflediği ileri sürülüyor.
Yazının en değerli yönü, yaşanan süreci kişisel liderlik tartışmalarının ötesine taşıyarak siyaset yapma biçimleri üzerinden okumaya çalışması. Türkiye’de uzun süredir partilerin kurumsal tartışmaları, toplumun gerçek sorunlarının önüne geçiyor ve kişilerarası ilişkilere odaklı değerlendirmeler yapılıyor. Bu açıdan sürecin siyaset anlayışındaki bir dönüşüm olarak okunması ve “siyasetin yeniden toplumda kurulması” fikri dikkat çekiyor.
Bununla birlikte YENİ Parti yönetiminin ve kadroların “toplumsal siyaset” anlayışını ne derecede benimseyebileceği ve sürdüreceği ilerleyen günlerde daha net görülecektir. Toplumsal siyaset anlayışının ne derecede sürdürüldüğü örgütlenme biçimi, karar alma süreçleri, parti içi demokrasi anlayışı ve farklı toplumsal kesimlerle kuracağı sürekli ilişki üzerinden değerlendirilecektir. YENİ Parti’nin kuruluşu Türkiye siyasetinde önemli bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Muhalefet siyasetini parti merkezli ve bürokratik bir anlayış mı şekillendirecek, yoksa toplumun farklı kesimleriyle sürekli temas kuran, katılımcı ve tabana dayalı yeni bir siyaset anlayışı mı öne çıkacak? Bu sorunun cevabını ise söylemlerden çok, önümüzdeki dönemde ortaya konulacak siyasi pratik belirleyecek.
