Fatma Soydaş, Bennu Gerede, Nesibe Yıldırım ve üstüne bir de Eyüpsultan Müftülüğü’nün videosu. Son haftalarda yaşanan dört olayın ortak noktası kadınları terbiye etmeye çalışan zihniyet. Kadınların bedenini, yaşam tarzını ve düşüncelerini denetim altına almaya çalışan muhafazakar otoriter zihniyet, farklı kadınları farklı gerekçelerle hedef alıyor. Yargının da desteği ile amaç yalnızca bu kadınları susturmak değil; bütün kadınlara görünmez ahlak sınırlarını hatırlatmak. Safları sıklaştırmak zamanıdır.

Gülseren Onanç Bir Aktivistin Gözünden köşesinde yazdı:
Sınırı aşan kadınlar
Bir aydan fazla bir süredir memleketten uzaktayım. Hem de dünyanın toplumsal cinsiyet eşitliğinde en üst sıralarında olan Danimarka, Norveç’ten sonra şimdi İsveçdeyim. Memleketi nasıl İsveç yaparız hayallerinin içinde gelen haberler işimizin ne kadar zor olduğunu hatırlatıyor. Son günlerde bir tesettürlü genç kadının tutuklandığını duydum sonra Bennu Gerede göz altısı, Nesibe Yıldırım’a gelen saldırılar. Eyüpsultan Müftülüğü’nün “Benim Ahlakım” projesi kapsamında yayınladığı “Manifest-Müslüman kız çocuk atışması” videosu bana ülkede kadınlara ahlak polisliği yapanların güçleri birleştirdiğini, bizim de safları sıkılaştırmamız gerektiğini düşündürttü. Sağolsun EŞİK’in açıklaması olmasa olan biteni bir perspektife de oturtmakta zorlanabilirdik.
Fatma’nın suçu ne?
Fatma Soydaş‘ın adını dahi duymamıştım. Türkiye’de olsam Instagram ve Tiktok hesaplarına da erişemeyecek ve neden bu genç kadını hedef aldılar bilemeyecektim. Yurt dışından ulaştığım hesaplarına baktığımda bana Z kuşağı herhangi bir sosyal medya “influencer” ından farklı gelmedi.
Fatma Soydaş’ın suçu ne? Sosyal medya içerik üreticisi Fatma Soydaş hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle başlatılan soruşturma dosyasında Türk Ceza Kanunu’nun “dini değerleri aşağılama” ve “müstehcenlik” hükümleri yer alıyor. Fatma önce gözaltına alındı daha sonra tutuklandı. Hukuki süreç devam ediyor. Olayın buralara gelmesinin altında Fatma’nın başörtülü olması yatıyor.
Yani Fatmanın suçu başörtülü olması.
Muhafazakar bir erkek güruhu “başörtülü bir kadın böyle davranamaz, hemen savcılık devreye girsin” diyerek savcılığı göreve çağırmış. Yargı içindeki benzer erkek zihniyet de hemen aksiyona geçmiş.
Bennu Gerede: Erkekler vibratör taşıyan bir kadını neden tehlikeli bulur?
Fotoğraf sanatçısı Bennu Gerede bildiğim ama takip etmediğim bir kadın. Önüme düştüğünde özgür duruşu ve Madonnavari tavırlarını beğeniyorum. Bennu katıldığı bir programda boynundaki taşınabilir vibratörden söz etmiş. Vay sen misin vibratörden bahseden. Bennu Gerede hakkında da Fatma Soydaş gibi “müstehcenlik” suçlamasıyla soruşturma başlatılıyor, YouTube programına erişim engeli geliyor sonra yurtdışına çıkış yasağı ile serbest bırakılıyor.
Muhafazakar yargı kadınlara bir mesaj verdi diye düşünüyorsa benim aldığım mesaj şu: kadınlar vibratörlerini boyunlarına takmasın, herkese göstermesin 🙂
Sahi muhafazakar erkekler vibratör taşıyan bir kadını neden tehlikeli bulur?
Nesibe Yıldırım: Dini Yorumlayan ağır abilerin alanına giren laik dindar kadın
Hakkında tutuklama çağrıları yapılan sosyal medya içerik üreticisi Nesibe Yıldırım‘ın takip etmiyordum onu da takip etmeye başladım. Birkaç paylaşımı ve onun hakkında ahkam kesen erkeklere bakınca hemen suçunu anladım. Nesibe’nin suçu; dini yorumlar yapan ağır abilerin alanına girmesi. Nesibe sonra içerik üretimine ara verdiğini açıklamış.
Eyüpsultan Müftüsü’nün videosu
Eyüpsultan Müftülüğü’nün videosu, Manifest grubu ile mücadele etmek üzere hazırlanmış. Bu video Müftülüğün nasıl bir acz içinde olduğunu gösteriyor. Kız çocukları arasında kutuplaşma yaratarak “iyi müslüman kız çocuğu” normunu dayatmaya çalışan son derece sıradan bir video kadın örgütlerinin haklı tepkisini aldı.
Videoda iki vurgu dikkatimi çekti “Sana ne, sen Çorum Belediye Başkanı mısın?“ Çorum’da çocuklar ve gençler Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın’dan Manifest grubunu Çorum’a davet etmesini istiyor. Başkan ise bunu kesin bir dille reddediyor ve şu ifadeleri kullanıyor: “Biz burada olduğumuz sürece hiçbir Manifest kızı Çorum’a giremez. Şehrimizi bunlarla kirletemeyiz.“
Diğer vurgu; Alkışa göre değil Kuran’a göre yaşa. Yani dünyanın nimetlerinden yararlanma, özgürce şarkı söyleme, dans etme, kamusal alanda öne çıkan Manifest gibi örneklere itibar etme.
Manifest: Genç kadınlar neden rahatsızlık yarattı?
Nedir bu Manifest alerjisi? Altı genç kadından oluşan bu müzik grubu, 2025 yılında İstanbul’daki konserinin ardından “hayasızca hareketler” ve “teşhircilik” suçlamalarıyla haklarında soruşturma başlatıldı. Grup üyeleri ifadelerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı; konser görüntülerine erişim engeli getirildi. Manifest tartışması bir türlü son bulmadı.
Sorun şu; bazı muhafazakar siyasiler ve erkek egemen kurumlar, grubun sahne kıyafetlerini ve danslarını “ahlaki yozlaşmanın sembolü” olarak gösterirken, buna karşılık gençler Manifest’i sahiplenmeye devam etmesi. Muhafazakar erkekler kendi tabanlarındaki genç kadınlara söz geçirememenin aczini yaşıyor.
Manifest’İn Gaziantep’te ücretli konserlerinin biletleri kısa sürede tükendi; Çorum’da çocuklar belediye başkanından Manifest konseri talep ediyor. Konserlerinin iptal edilmesi ya da engellenmesi yönündeki çağrılar ise grubun görünürlüğünü azaltmak yerine daha da arttırıyor.
Geçen aylarda, AK Parti’nin eski Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar bu tablo karşısında, binlerce gencin ücret ödeyerek Manifest konserine gittiğini, buna karşılık ücretsiz ilahi konserlerine ilginin çok daha düşük kaldığını hatırlatarak, “O halde kime, neye daha çok kızmamız lazım?” diye sordu ve “Toplumun tüketim alışkanlıkları, davranışları ve değer algısı hızla değişiyor. Ve dip dalga geliyor.” değerlendirmesini yaptı.
Belki de asıl mesele Manifest’in dansı ya da kıyafetleri değil. Manifest, genç kadınların görünürlüğünü, özgüvenini ve yeni kuşağın kültürel tercihlerini temsil ettiği için Eyüpsultan Müftülüğü gibi kurumlarını çaresiz bırakıp böyle videolar çekmeye zorluyor.
EŞİK: “Bunlar münferit olaylar değil”
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) olmak üzere çok sayıda kadın örgütü gelişmelere tepki gösterdi.
EŞİK açıklamasında şu tespiti yaptı: “Fatma Soydaş’ın tutuklanması, Bennu Gerede hakkında başlatılan soruşturma ve Nesibe Yıldırım’ın hedef gösterilmesi münferit olaylar değildir. Bunlar kadınları terbiye etme politikalarının ve yargı eliyle yürütülen ahlak bekçiliğinin parçalarıdır.“
Kadın örgütleri üç ortak noktaya dikkat çekiyor;
- Kadınların bedenleri üzerindeki denetimin artması
- ifade özgürlüğünün daraltılması,
- sosyal medyanın giderek organize bir ihbar ve hedef gösterme mekanizmasına dönüşmesi.
Türkiye’de otoriter muhafazakar iktidar, kadınların bedeni ve yaşamı üzerinde denetim kurmayı kendi varoluşunun devamı için gerekli görüyor ve toplumu yeniden şekillendirmenin en etkili araçlarından biri olarak kullanmaya çalışıyor.
Otoriter iktidarlar neden kadınları denetlemek ister?
Otoriter iktidarlar kadınların özgürleşmesini istemezler zira kadınların özgürleşmesi toplumun da özgürleşmesi anlamına gelir. O nedenle kadınların;
Nasıl giyineceği…
Nasıl konuşacağı…
Nasıl anne olacağı…
Kaç çocuk doğuracağı…
Kimlerle ilişki kuracağı…
Neleri söyleyip söyleyemeyeceği… siyasal iktidarın müdahale alanına dönüşüyor
İran’da zorunlu örtünme…
Afganistan’da kız çocuklarının eğitim hakkının engellenmesi…
Polonya’da kürtaj hakkının sınırlandırılması…
ABD’de kürtaj hakkı etrafındaki mücadele…
Macaristan’da “geleneksel aile” politikaları…
Hepsi farklı ülkelerde yaşansa da otoriter iktidarların ortak hedefi var;
Kadınların hayatını kısıtlamak ve şekillendirmek.
O nedenle bugün yaşadığımız mesele yalnızca Fatma Soydaş’ın, Bennu Gerede’nin ya da Nesibe Yıldırım’ın meselesi değildir. Mesele, farklı hayatlar yaşayan kadınların ortak özgürlük alanının daraltılmasıdır.
Genç kadınlar kendi özgürlüklerine sahip çıkarken aynı zamanda Türkiye demokrasisine sahip çıkıyorlar.
Bugün ahlak polislerine karşı özgürlüğünü yaşayan kadınların yanında saf tutmak sadece kadın haklarına savunmak değil demokrasiyi savunmaktır.
Safları sıkılaştıralım!
Gülseren Onanç
