Hindistanda son yıllarda Modi iktidarını tehdit eden en önemli hareketlerden biri olarak değerlendirilen Jantar Mantar protestoları gerçekleştirildi. Protestolarda kadınlar hareketin ön saflarında yer aldı. Protestocular hem devlet yetkilileri hem de dijital alanda hükümet destekçileri tarafından saldırılara maruz kaldılar. Bu saldırılardan en çok payını alanlar ise yine kadınlar oldu. Sosyal medyada genç kadınların “hoş” davranma beklentilerini açıkça reddettiği görüntüler art arda yayıldı. Ortaya çıkan yalnızca yeni bir protesto biçimi değil, aynı zamanda kadınlardan beklenen davranış kalıplarının reddedilmesiydi. Belki de bu iktidar için daha korkutucu bir görüntü oluşturuyordu.

Geçtiğimiz aylarda Hindistan’da sınav sorularının sızdırılmasıyla başlayan Jantar Mantar protestoları ülke çapına yayıldı. Bir hiciv hareketi olarak ortaya çıkan Hamamböceği Partisi’nin öncülük ettiği protestolar, kısa sürede eğitim sistemine yönelik daha geniş bir toplumsal öfkenin ifadesine dönüştü ve ilk önemli kazanımını eğitim bakanının istifasıyla elde etti.
Hareket, son yıllarda ortaya çıkan ve Narendra Modi hükümetini en ciddi biçimde zorlayan toplumsal hareketlerden biri olarak değerlendiriliyor. Protestoların siyasi etkisinin yalnızca sokaklarla sınırlı kalmadığı ise ağustos ayında yapılan ara seçimlerin sonuçlarıyla daha görünür hale geldi. İktidar partisi BJP, uzun süredir kendi “kalesi” olarak görülen bölgelerde ara seçimleri kaybetti.
Protestolar sırasında ve sonrasında hem devlet yetkilileri hem de dijital alandaki hükümet yanlısı çevreler tarafından protestoculara yönelik saldırılar gerçekleşti. Bu saldırılardan en fazla payını alanlar ise yine kadınlar oldu.
Sadece Geciken Bir Eğitim Hayatı Değil
Yaşananları değerlendiren ekonomist Dr. Wafa Hakim Orman, Hindistan’da kadınlar, özellikle de orta sınıf kadınlar açısından eğitimin yalnızca ekonomik ve toplumsal hareketlilik sağlayan bir araç olmadığını; görücü usulü evlilikten ve ev içi yaşamla sınırlandırılmış bir hayattan kaçmanın da yollarından biri olduğunu ifade ediyor. Ancak bu seçenek giderek daralıyor. Hindistan, G20’deki diğer ülkelerin aksine zenginleştikçe kadınların işgücüne katılım oranının düşüşüne tanıklık etti; 2023’ten bu yana bu oranda küçük bir artış görülse de tablo hâlâ sınırlı.
2018 tarihli bir araştırmaya göre, 20’li yaşlarındaki insanların yüzde 90’ından fazlası görücü usulü evlilik yapıyordu. Başka bir deyişle, hayatın geleneksel beklentilere uygun biçimde yaşanması hâlâ norm durumunda. Bu nedenle sınav sorularının sızdırılması kadın öğrenciler açısından yalnızca eğitim hayatında yaşanacak bir gecikme anlamına gelmiyor. Sınavın yeniden yapılması, eğitim ve dolayısıyla kariyer yolunun uzaması; kadınların ekonomik bağımsızlığa ulaşmasını, evlilik kararlarını ertelemesini ya da geleneksel toplumsal beklentilerin dışına çıkmasını sağlayabilecek seçeneklerin de ertelenmesi anlamına geliyor.
Sınav sorularının sızdırılması sonrasında merkezi hükümetin, tıp fakültelerine girmek isteyen 2 milyondan fazla adayın sınava yeniden girmesini zorunlu kılması da eğitim sistemine yönelik daha geniş bir hayal kırıklığının simgesi hâline geldi. Hindistan’da 25 yaşın altındaki üniversite mezunlarının yüzde 40’ı, 25-29 yaş grubundaki üniversite mezunlarının ise yüzde 20’si işsiz. Dolayısıyla eğitim sistemi ile işgücü piyasası arasındaki kırılgan ilişki, gençlerin gelecek beklentilerini doğrudan etkiliyor.
Kadınlar açısından ise bu kırılganlık daha da belirgin. Eğitim, kariyer ve ekonomik bağımsızlık, yalnızca mesleki başarı değil, aynı zamanda geleneksel toplumsal rollerden uzaklaşabilmenin araçları olarak önem taşıyor.
Hindistanlı Kadınların Siyasette, İş Hayatında ve Eğitimde Temsiliyeti
Hindistan kadınların siyasi temsiliyeti bakımından dikkat çekici bir geçmişe sahip. Ülke yaklaşık 16 yıl boyunca bir kadın başbakan tarafından, İndira Gandhi tarafından yönetildi. Bugün cumhurbaşkanlığı makamında da bir kadın, Droupadi Murmu bulunuyor. Ülkenin farklı eyaletlerinde yıllar içerisinde 18 kadın başbakanlık yaptı.
Uttar Pradesh’te Mayawati, Tamil Nadu’da J. Jayalalithaa, Rajasthan’da Vasundhara Raje, Delhi’de Sheila Dikshit ve Batı Bengal’de Mamata Banerjee gibi isimler, yalnızca Hindistan’da değil, uluslararası ölçekte de önemli siyasi figürler hâline geldi.
Fakat siyasi alandaki bu görünürlük, kadınların iş hayatındaki temsiliyetine aynı ölçüde yansımıyor. Fortune India 500 şirketlerinin yalnızca yüzde 1,6’sının CEO’su kadın. ABD’de Fortune 500 şirketleri arasındaki kadın CEO oranı ise yüzde 11. Benzer bir eşitsizlik eğitimden iş hayatına geçişte de görülüyor.
Hindistan’daki üniversite mezunlarının yüzde 52’si, STEM alanlarında lisans derecesi alanların ise yüzde 44’ü kadınlardan oluşuyor. Buna karşın kadınlar giriş seviyesindeki işe alımların yalnızca yüzde 33’ünü oluşturuyor. Üst düzey yönetici pozisyonlarında ise bu oran yüzde 17’ye kadar düşüyor.
Bu tablo önemli bir çelişkiye işaret ediyor; kadınların eğitim sistemindeki varlığı ve başarısı, iş hayatındaki karşılığına dönüşmüyor. Üniversitelerde kadınların sayısı yüksek olsa da eğitim aracılığıyla elde edilen toplumsal hareketlilik, işgücü piyasasında aynı ölçüde gerçekleşmiyor.
Tam da bu nedenle sınav sistemindeki bir kriz, kadınlar açısından yalnızca “eğitimin gecikmesi” olarak okunamaz. Eğitim, birçok genç kadın için bağımsız bir hayat kurabilmenin en önemli araçlarından biriyken, bu aracın güvenilirliğini kaybetmesi daha geniş bir gelecek krizine dönüşüyor.
“Hoş Davranan Kadınlar Tarih Yazmaz”
Wafa Hakim Orman, bugünkü protestolardaki kadınları değerlendirirken Hindistan’ın uzun ve güçlü kadın aktivizmi geleneğine de dikkat çekiyor.
1970’lerde ormansızlaşmaya karşı ortaya çıkan Chipko hareketi büyük ölçüde kabilelerden gelen kadınların öncülüğünde gelişmişti. Medha Patkar ve Booker ödüllü yazar Arundhati Roy, Hindistan’da protesto hareketlerine öncülük etmiş çok sayıda kadın arasında öne çıkan isimlerden yalnızca ikisi. Yıllar boyunca sürdürülen feminist mücadeleler de önemli hukuki kazanımlar sağladı. Tecavüz mağdurlarını koruyan yasal düzenlemeler, çeyiz karşıtı yasalar ve cinsiyet seçimine dayalı kürtajın yasaklanması bu mücadelelerin sonuçları arasında yer aldı.
Hamamböceği protestolarında da kadınlar hareketin ön saflarında yer aldı. All India Students’ Association başkanı Neha Bora, protestoların liderlerinden biriydi ve açlık grevine katılan isimler arasındaydı. Jantar Mantar protestolarındaki kadın aktivistleri bu uzun geleneğin bir parçası olarak görmek mümkün. Ancak Orman, aynı zamanda yeni kuşak kadın aktivistlerde farklı bir tavrın ortaya çıktığını da vurguluyor.
Delhi Üniversitesi öğrencisi Sakhi, polisin kendisine yönelik şiddetine alay ederek karşılık verdiği görüntülerle sosyal medyada viral oldu. Başbakan Modi’nin 56 inçlik göğüs ölçüsü iddiasıyla dalga geçen sloganlar ve seçim kampanyalarında kullanılan, Modi’yi yücelten çizgi romanlardan birinin parodisini yapan içerikler, kadın öğrencilerin öncülüğünde protestolardan sosyal medyaya, animasyonlu memlerden seçim kampanyalarına kadar yayıldı.
Mumbai’de Rhiya Ahir’in görüntüsü de protestoların sembollerinden birine dönüştü. Ahir, gözaltına alınan protestocuları taşıyan polis aracının önünde, bir eli belinde, diğer eli polis aracını durdururcasına havada, son derece sakin bir biçimde duruyordu.
Sosyal medyada genç kadınların “hanımefendi” ve “uslu” davranma beklentilerini açıkça reddettiği görüntüler art arda yayıldı. Polis coplarına karşı koyuyor, başbakana yönelik sert ve zaman zaman kaba ifadeler kullanıyor, Modi’nin protestolara yanıt verdiği videolardaki kamera açılarıyla dalga geçiyorlardı.
Burada ortaya çıkan şey yalnızca yeni bir protesto biçimi değil, aynı zamanda kadınlardan beklenen davranış kalıplarının reddedilmesiydi. Siyasal değişim talebinin ötesinde, toplumsal normlara karşı bir başkaldırı hareketi oluştu. Ve belki de bu iktidar için siyasi değişim talebinden daha korkutucu bir işaret oldu.
Korkudan İroniye
Orman’ın gözlemine göre Hindistan’daki protestolarda korku, zorunlu saygı ve geleneksel davranış biçimlerinin etkisi zayıflamış görünüyor.
Büyük ve karma protesto gruplarında genç kadınlar erkeklerle birlikte sokaklara çıkıyor; üstelik Delhi gibi kadınlar açısından büyük ölçüde güvensiz kabul edilen şehirlerde bile. Bu durum, Hindistan’daki gençlik aktivizminin tonunda daha genel bir değişime işaret ediyor. Cinsiyetten bağımsız olarak gençlerin aktivizmi öfkeden alaya, öfkeden ironiye doğru kayıyor.
Hindistan’daki kadınların protesto geleneği elbette yeni değil. Örneğin Gulabi Gang’in, yani Pembe Çete’nin kadınları, aile içi şiddet uygulayan erkeklere karşı bambu sopalar taşıyor. Ancak bu kadınların eylemleriyle Jantar Mantar protestolarındaki genç kadınların tavrı arasında önemli bir fark bulunuyor.
Gulabi Gang fiziksel gücü ve doğrudan mücadeleyi öne çıkarırken, yeni kuşağın protesto biçiminde mizah, alay ve dijital kültür belirgin bir yer tutuyor. Başbakanı sütyen giymiş ya da abartılı makyaj yapılmış hâlde gösteren şakalar yapmak, kaba ve provokatif ifadeler kullanmak, yalnızca siyasi bir figürle alay etmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kadınlardan beklenen “terbiyeli”, “ölçülü” ve “saygılı” davranış biçimini de reddediyor. Bu yüzden “hoş davranmayan kadınlar” yalnızca bir protesto görüntüsü değil; başlı başına politik bir ifade hâline geliyor.
Peki Sonra Ne Olacak?
Muhafazakar iktidar için korkutucu sorular, protestoların ardından devam ediyor. “İyi davranmayan” bu kadınlar üniversiteden mezun olup iş hayatına girdiklerinde ne olacak? Ve onları sosyal medyada izleyen milyonlarca genç kadın üzerinde nasıl bir etki bırakacaklar?
Çünkü Jantar Mantar protestolarındaki kadınların ortaya koyduğu şey yalnızca hükümete yönelik bir itiraz değil. Eğitim, kariyer, ekonomik bağımsızlık ve evlilik gibi hayatlarının en temel kararlarını şekillendiren alanlarda kendilerine biçilen rollere de bir itiraz.
Hindistan’da kadınların eğitim düzeyleri yükselirken iş hayatındaki ve karar alma mekanizmalarındaki temsillerinin aynı ölçüde artmaması, bu itirazın toplumsal zeminini genişletiyor. Eğitim, geleneksel hayatın dışına çıkmanın yollarından biri olarak sunulurken, eğitim sisteminin kendisinin güvenilirliğini yitirmesi genç kadınlar açısından çok daha büyük bir gelecek belirsizliği yaratıyor.
Bu nedenle protestolarda öne çıkan genç kadınların tavrı, mizahı, alayı, kamusal alandaki görünürlüğü ve “uygun” kadın davranışını reddetmeleri, Hindistan’da kadınların nasıl bir hayat yaşayabileceğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçası.
Belki de bu nedenle Orman’ın sorduğu son soru yalnızca protestocular için değil, iktidar açısından da önem taşıyor. Bu “kötü davranan” kadınlar mezun olup iş hayatına girdiklerinde ne olacak? Ve onları izleyen milyonlarca kadın ne yapacak? Görünen o ki bu soru, Başbakan Modi’nin tabanının da peşini bırakmıyor.
