AYM’nin, Nüfus Hizmetleri Kanunu’ndaki “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır” hükmüne dair gerçekleştirilen itiraza yönelik kararı 10 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlandı. AYM söz konusu hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmetti. 15 üyeli Mahkeme’de 10 üye iptal isteminin reddi yönünde oy kullanırken, 5 üye düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle karşı oy verdi. Karşı oy kullanan üyeler düzenlemenin eşler arasında cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturduğunu belirtti.

Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan düzenleme, “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır. Kocası ölen kadın yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalır. Ancak dilerse babasının kütüğüne dönebilir” hükmünü içeriyor.
İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi, baktığı bir davada söz konusu hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle AYM’ye başvurdu. Başvuruda, evlenmeyen kadının kaydının baba hanesinde bulunduğu, evlenmesiyle birlikte kaydının kocasının hanesine taşındığı belirtilerek düzenlemenin kadın ve erkek ile eşler arasındaki eşitlik ilkelerine aykırı olduğu ileri sürüldü.
Başvuruda ayrıca, kadının kendi adına bağımsız bir nüfus kütüğüne sahip olmadığı, evlilikle birlikte kaydının baba hanesinden erkek eşin hanesine taşındığı ve bu durumun kadın aleyhine cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturduğu savunuldu. Kocanın nüfus hanesinin esas alınmasının meşru bir amacının bulunmadığı da ifade edildi.
AYM Talebi Reddetti
AYM, iptal istemini oy çokluğuyla reddetti. Mahkemenin çoğunluk kararında, nüfus kütüğünün kişinin hukuki veya toplumsal kimliğini doğrudan belirleyen bir unsurdan ziyade, idare tarafından tutulan teknik bir kayıt sistemi olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Kararda, nüfus kütüklerinin tutulmasının kamu hizmetlerinin düzenli şekilde yürütülmesini sağlayan hukuki ve teknik bir hizmet olduğu belirtildi. Nüfus olaylarının hangi sistemle kaydedileceğini belirleme konusunda kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu ifade edildi.
AYM ayrıca nüfus kayıtlarının gizli olduğunu ve kimlik belgelerinde aile kütüğüne ilişkin bilgilerin bulunmadığını vurguladı.
Bu nedenle kadının kaydının evlilik sonrasında kocasının hanesine taşınmasının kadının özel hayatına, hukuki statüsüne veya somut bir menfaatine “doğrudan ve belirleyici” bir etkisinin bulunmadığı sonucuna varıldı.
Mahkeme, düzenlemeyi nüfus hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin teknik bir kayıt yöntemi olarak değerlendirerek hükmün Anayasa’nın hukuk devleti, eşitlik, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile ailenin korunmasına ilişkin hükümlerine aykırı olmadığına karar verdi.
5 Üye Karşı Oy Kullandı: “Cinsiyete Dayalı Farklı Muamele”
5 AYM üyesi ise düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği görüşünü bildirdi.
Dört üyenin ortak karşı oy gerekçesinde, nüfus kayıt sisteminin aile bağlarını göstermesinin mümkün olduğu ancak bunun kadınların erkek eşin hanesine bağlı bir kayıt unsuru haline getirilmesi yoluyla yapılmasının hukuk devletinin insan onuru ve eşitliğe dayalı karakteriyle bağdaşmadığı belirtildi. Düzenlemenin evlilik birliği içinde aynı hukuki durumda bulunan kadın ve erkek arasında cinsiyete dayalı ve haklı bir nedene dayanmayan farklı muamele oluşturduğu savunuldu.
Kadının hukuki kişiliğinin bağımsız bir birey olarak değil, erkek eşin hanesine bağlı biçimde konumlandırıldığı belirtilen gerekçede, bu durumun eşler arasında eşitliğe dayalı anayasal aile anlayışını zedelediği ve uluslararası insan hakları hukukundaki kadın-erkek eşitliği standartlarıyla bağdaşmadığı ifade edildi.
Karşı oy kullanan üyeler, nüfus kaydının idari ve teknik bir kayıt olmasının, düzenlemenin eşitlik ilkesi bakımından incelenmesine engel olmadığını da belirtti. Aile bağlarının nüfus sisteminde gösterilmesi için kadının mutlaka kocasının hanesine taşınmasının gerekmediği ifade edilen karşı oyda, bireyi esas alan ve kadın ile erkek arasında ayrım yapmayan farklı bir kayıt sisteminin kurulabileceği kaydedildi. Bu çerçevede Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya gibi bazı Avrupa ülkelerinde birey esaslı nüfus kayıt sistemlerinin kullanıldığı belirtildi.
Ortak karşı oy gerekçesinde, mevcut sistemin erkeğin nüfus kaydını sabit kabul ettiği, kadının kaydını ise evlilik ve boşanma gibi durumlara bağlı olarak değiştirdiği; bu düzenlemenin ise kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu öngören Anayasa’nın 10. maddesi ile evliliğin eşler arasında eşitliğe dayandığını belirten 41. maddesine aykırı olduğu savunuldu.
Karşı oyda ayrıca Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kadın-erkek eşitliğine ilişkin kararlarına atıf yapıldı.
2023 Soyadı Kararına Atıf
AYM’nin bu kararı, Mahkeme’nin kadınların evlilik sonrasında soyadı kullanımına ilişkin daha önceki değerlendirmesini de gündeme getirdi.
AYM, 22 Şubat 2023 tarihli kararında Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinde yer alan ve kadının evlenmekle kocasının soyadını almasını öngören hükmü iptal etmişti. Söz konusu kararda Mahkeme, kadın ile erkeğin evlilik öncesindeki soyadlarını evlilik sonrasında kullanabilmeleri bakımından benzer durumda olduğunu değerlendirmişti. Erkeğin evlenmeden önceki soyadını evlilikten sonra da tek başına kullanabilmesine karşılık kadının aynı haktan yararlanamamasının “eşler arasında cinsiyet temelinde farklı muamele” oluşturduğu sonucuna varılmıştı.
Kütük düzenlemesine ilişkin AYM kararındaki karşı oylar ise bu eşitlik yaklaşımının nüfus kayıt sistemine de uygulanması gerektiği görüşünü ortaya koydu. Dört üyenin ortak karşı oyunda, nüfus kaydının yalnızca “nötr bir veri düzeni” olmadığı, devletin kişiyi nasıl kaydettiğinin aynı zamanda onu hukuk düzeni içinde nasıl tanımladığıyla ilgili olduğu vurgulandı.
Karşı oyda düzenlemenin tarihsel niteliğine de dikkat çekildi. Evlenen kadının baba hanesinden çıkarılarak kocasının hanesine taşınmasının, kadını bağımsız bir birey olarak değil, “önce baba, sonra koca hanesi üzerinden” tanımlayan tarihsel ve ataerkil anlayışın devamı olduğu belirtildi. Erkek eşin evlilik sonrasında kayıt yerinin değişmediğine dikkat çekilen gerekçede, sistemin erkeği “sabit merkez”, kadını ise erkeğin hanesine eklenen kişi olarak konumlandırdığı ifade edildi.
“Kadının Bireysel Hukuki Varlığı Nerede Başlıyor?”
Kararı değerlendiren Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ise düzenlemenin yalnızca teknik bir nüfus kaydı meselesi olarak ele alınamayacağını belirtti.
Güllü, “Buradaki mesele nüfus kaydının hangi hanede tutulacağı kadar basit değil. Mesele, hukuk düzeninin kadını evlilik içinde hangi konumda gördüğü” değerlendirmesinde bulundu.
Kadının evlendiğinde erkeğin ailesine katılan kişi olmadığını vurgulayan Güllü, evliliğin iki eşit bireyin kurduğu hukuki ilişki olduğunu belirterek, “Bir kadın önce babasının, sonra kocasının hanesi üzerinden tanımlanıyorsa, onun bireysel hukuki varlığı nerede başlıyor?” diye sordu.
Güllü, “Eşitlik, kadına erkek üzerinden bir yer göstermek değildir. Eşitlik, kadını erkeğin hanesinden bağımsız bir hukuk öznesi olarak kabul etmektir” dedi.
“Anayasa’nın Aşındırılmasını ve Kadınların İkincilleştirilmesini Kabul Etmiyoruz.”
EŞİK Platformu konuyla ilgili yayınladığı basın açıklamasında kararın siyasi yönünü vurguladı. “Anayasa Mahkemesi yine 10 devletin cinsiyet temelli eşitsizlikleri ortadan kaldırma yükümlülüğünü (pozitif yükümlülük) ve eşitlikçi aile düzenlemesini görmezden gelmiştir. Ataerkinin ve Aile 10 Yılı’nın siyasi iklimine uygun kararlarla Anayasa’nın aşındırılmasını ve kadınların ikincilleştirilmesini kabul etmiyoruz.” açıklamasında bulundu.
Aynı zamanda açıklamada, kararın 4 Haziran’da, süresiz nafaka iptali kararıyla aynı gün alındığını ancak Resmi Gazetede 10 Ağustos’ta yayımlandığını belirterek, zamanlama konusundaki stratejiye dikkat çekildi. “Mahkeme aynı gün kadın haklarına karşı iki kararla kamuoyu önüne çıkmak istememiş olabilir. Kararların zamana yayılarak, birer birer, kadın kamuoyundaki tepkileri çok yükseltmeden yayımlanması stratejik bir görünüm sergiliyor.” sözleriyle zamanlama seçimi yorumlandı.
