Geçtiğimiz ay Hindistan’da sınav sorularının satıldığının öğrenilmesinin ardından Hamamböceği Partisi öncülüğünde geniş çaplı protestolar gerçekleşti. Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan istifa etti. Protestoların sonrasında sosyal medya paylaşımları üzerinden özellikle protestolara katılan kadınları ve kız çocuklarını hedef alan saldırılar gerçekleşti.

Hindistan’da sınavlardaki usulsüzlükler ve soru sızıntıları nedeniyle başlayan öğrenci protestoları, eğitim sistemindeki krizi ülke gündeminin merkezine taşıdı. Cockroach Janta Party (CJP) öncülüğündeki gösteriler haftalar boyunca sürdü. Temmuz sonunda Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan istifa etti ve protestolar geri çekildi.
Ancak protestonun sona ermesi, protestoculara yönelik baskıları durdurmadı. Bu kez hedef sokaktaki kalabalık değil, sosyal medya üzerinden tekil kişiler oldu. Özellikle kadın ve kız öğrencilerin protesto sırasında çekilmiş görüntüleri kırpıldı, bazıları manipüle edildi ve AI araçlarıyla üretilmiş ya da değiştirilmiş görsellerle birlikte dolaşıma sokuldu. Bazı paylaşımlarda kadınların kimliklerinin bulunması ve tutuklanmaları çağrısı yapıldı. ThePrint’in haberine göre, protestoya katılan kadınların fotoğrafları “Onu bulun, Başkan Modi’ye küfür etti” gibi ifadelerle paylaşıldı.
Bu şekilde protestocular yalnızca devletin kolluk mekanizmalarıyla değil, sosyal medya hesaplarından oluşan dağınık bir ağ üzerinden yürütülen bir dijital zorbalıkla da cezalandırıldılar.
AI Kullanımı
Bu sürecin dikkat çekici unsurlarından biri, yapay zekânın yalnızca yanlış bilgi üretmek için değil, protestocuları hedef alan bir dijital kampanyanın parçası olarak kullanılması.
Maharashtra Siber Birimi, CJP protestolarıyla bağlantılı olarak Instagram, X, Facebook ve YouTube gibi platformlarda 429 hesap ve paylaşım tespit edildiğini açıkladı. Yetkililere göre bunların 140’tan fazlasında AI tarafından üretilmiş ya da AI desteğiyle hazırlanmış içerikler kullanıldı. Tespit edilen içerikler arasında yapay biçimde büyütülmüş kalabalık görüntüleri, sentetik sesler, klonlanmış sesler ve kamuya mal olmuş kişilerin söylemediği sözleri söylüyormuş gibi gösteren videolar da bulunuyordu. Ancak AI’ın bu olayda yarattığı asıl risk yalnızca “sahte haber” üretmek değil. Teknoloji, gerçek bir görüntünün bağlamından koparılmasını ve bir kişinin dijital ortamda yeniden tanımlanmasını da kolaylaştırıyor.
Bir protestoda slogan atan genç bir kadının birkaç saniyelik görüntüsü, onun kimliğini, ailesini, eğitim gördüğü kurumu veya yaşadığı yeri bulmaya yönelik bir kampanyanın başlangıç noktası haline gelebiliyor. Bu nedenle sorun yalnızca “yapay zekâyla üretilmiş sahte içerik” meselesi değil. AI, gerçek kişilerin hedef gösterilmesini hızlandıran ve bir görüntünün dolaşım kapasitesini artıran daha geniş bir dijital baskı mekanizmasının parçası haline geliyor.
Devlet ve Sivil Yapılanmalar Arasında “İşbirliği”
Kadın protestocuların fotoğraflarını paylaşan bazı hesaplar, onların kimliklerinin bulunmasını, gözaltına alınmasını veya kişisel bilgilerinin paylaşılmasını istedi. ThePrint, bazı paylaşımlarda genç kadınların ev adresleri, üniversiteleri ve çalıştıkları yerlere ilişkin bilgilerin bulunması için takipçilere çağrı yapıldığını aktardı.
Bunun yanında devlet mekanizması da hukuki araçları devreye soktu. Delhi Polisi, protestolar sırasında yayılan bazı içerikler hakkında soruşturma başlattı ve X’ten belirli paylaşımların kaldırılmasını ve hesap sahiplerine ilişkin bilgilerin paylaşılmasını talep etti. Bu iki mekanizmanın aynı aktörler tarafından yönetildiğini söylemek için yeterli kanıt bulunmayabilir. Fakat son süreçte bir tarafta kimlik tespiti ve hedef gösterme işlevini gören sosyal medya ağları, diğer tarafta bu bilgilerin hukuki süreçlere taşınabileceği devlet mekanizmalarının bulunduğu bir durum ortaya çıkıyor.
Burada ortaya çıkan mekanizma şu şekilde işliyor: Bir sosyal medya ağı kişiyi teşhis ediyor; başka kullanıcılar kişisel bilgileri dolaşıma sokuyor; ardından hukuki süreç devreye giriyor. Böylece devletin resmî yetkileriyle internet üzerindeki gayriresmî yaptırım mekanizmaları birbirinden tamamen bağımsız hareket etse bile, hedef alınan kişi açısından sonuç aynı noktada birleşebiliyor.
Neden Kadınlar Özellikle Hedef Alınıyor?
Protestolarda erkekler de kadınlar da öfkelerini küfürlü sloganlarla ifade etti. Buna rağmen sosyal medya üzerinden yürütülen hedef gösterme kampanyalarında özellikle kadınların ve kız çocuklarının öne çıkması, olayın yalnızca siyasi muhalefetle açıklanamayacağını gösteriyor. Çünkü kadınlar için protestoda kullanılan sözün bedeli çoğu zaman yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir yaptırımı da beraberinde getiriyor.
Bir erkek protestocunun siyasi bir lidere hakaret etmesi, çoğunlukla siyasi tartışmanın sınırları içinde değerlendirilebilirken, aynı davranışı sergileyen genç bir kadının “ahlakı”, “ailesi”, “terbiyesi” ve “kadınlığı” tartışmanın konusu haline getirilebiliyor. Tam da bu nedenle kadınların hedef alınması daha etkili bir caydırma yöntemi haline geliyor.
Bir kadın protestocunun adresini bulmak yalnızca onu korkutmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda ailesine, komşularına, okuluna veya işyerine ulaşma ihtimali yaratıyor. Böylece devletin doğrudan uygulaması gerekmeyen ikinci bir yaptırım biçimi olarak toplumsal baskı ve denetim mekanizmaları karşımıza çıkıyor. Bu açıdan kadın bedeni ve kadınların toplumsal itibarı, siyasi cezalandırmanın bir aracına dönüşüyor.
Bir genç kadının “uygunsuz” konuştuğu iddiasıyla hedef gösterilmesi, onun yalnızca siyasi görüşünü değil, bir kadın olarak toplumdaki konumunu da sorgulamaya açıyor. Erkek protestocunun davranışı “öfke” olarak okunabilirken, kadın protestocunun davranışı “edepsizlik” ya da “ailenin yetiştirme biçimi” üzerinden değerlendirilebiliyor.
Bir Kız Çocuğundan “Özür” İstenmesi
Bu mekanizmanın en çarpıcı örneklerden biri 15 yaşındaki bir kız çocuğu üzerinden yaşandı. Protesto sırasında çekilen görüntüsünün sosyal medyada yayılmasının ardından kişisel bilgilerinin, çeşitli hesaplar üzerinden araştırıldığı 15 yaşındaki kız çocuğu kamuoyuna yönelik bir özür videosu yayınlamak zorunda kaldı.
Kız çocuğu yayımlanan videoda yaşını vurgulayarak ülke genelinden özür dilediğini ve utandığını söyledi. Aynı dönemde Başbakan Narendra Modi de protestolarda kendisine ve annesine yönelik ağır ifadeler kullanıldığını belirterek gençlerin “yanlış yönlendirildiğini” söyledi ve affedilmeleri gerektiğini ifade etti.
Başbakanın konuşmasındaki dil ise dikkat çekti. Protestoda kullanılan küfürlü ifadelerin doğru ya da yanlış olması durumunun haricinde, aynı davranışın kadınlar ve erkekler açısından neden farklı toplumsal sonuçlar doğurduğu tartışma konusu oldu.
Protestolarda erkeklerin de küfürlü sloganlar attığı aktarılırken, kamusal bir özür vermesi istenen kişinin 15 yaşındaki bir kız çocuğu olması, toplumsal cinsiyet açısından ele alınıyor. Kız çocuklarının siyasi öfkesinin “çocukluk”, “yanlış yönlendirilme” veya “terbiyesizlik” üzerinden açıklanması, onların siyasi özne olarak görülmesini de zorlaştırıyor. Oysa demokratik yurttaşlık yalnızca doğru konuşma hakkını değil, öfkelenme, yanlış yapma, eleştirme ve gerektiğinde yanlışının hesabını hukuki sınırlar içinde verme hakkını da içeriyor.
Hedef Kişi Değil, Hedef Alınma İhtimali
Sosyal medya üzerinden yürütülen kampanyaların etkisi yalnızca hedef gösterilen kadınlarla sınırlı değil. Bir kadın protestocunun fotoğrafının dolaşıma sokulduğunu, adresinin arandığını, ailesinin hedef gösterildiğini veya cinsel şiddet tehditleri aldığını gören diğer kadınlar için de bir mesaj ifade ediyor. Fikrini dile getiren ve görünür olan bir kadına yönelik tehditler ve saldırılar, diğer tüm kadınlara ses çıkardıkları ve görünür oldukları takdirde kendilerinin de hedef alınacağı tehdidini iletiyor. Bu, dijital çağda yeni bir caydırma biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Hedef tek bir kişi olsa da mesaj çok daha geniş bir kitleye yöneliyor.
Bir kadının kamusal alanda siyasi görüşünü ifade etmesinin maliyeti, onun erkeklerden farklı olarak ailesi, itibarı, cinselliği ve özel hayatı üzerinden artırılıyorsa, burada yalnızca bireysel bir sosyal medya tacizinden söz etmek yeterli değildir. Ortada kadınların kamusal görünürlüğünü azaltan bir mekanizma işliyor.
Yapay zekâ bu mekanizmayı hızlandırabilir. Sosyal medya ağları kişiyi görünür hale getirebilir. Kişisel bilgilerin izinsiz biçimde ifşa edilmesi, bu bilgileri gerçek hayattaki baskıya dönüştürebilir. Hukuki süreçler ise bazı durumlarda bu baskıya resmî bir boyut kazandırabilir. Devlet hukuki riski yaratabilir; sosyal medya ağları ise utancı, tehdidi ve toplumsal baskıyı üretebilir. Kadınlar için bu iki baskı biçiminin kesiştiği yer, çoğu zaman kendi aileleri ve sosyal çevreleridir.
Bir kız çocuğunun fotoğrafının internette dolaşıma sokulması, kimliğinin araştırılması, ailesinin hedef gösterilmesi veya toplumsal baskıyla özür dilemeye zorlanması; kadınların kamusal alanda nasıl konuşabileceği, ne kadar öfkelenebileceği ve hangi bedeli ödemeyi göze alması gerektiği tartışmalarını gündeme getiriyor.
Bu nedenle CJP protestolarının ardından yaşananlar, yapay zekânın ve dijital ağların toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle birleştiğinde nasıl yeni bir baskı aracına dönüşebileceğini gösteriyor. Çünkü bir erkek protestocu ile bir kadın protestocuyu aynı noktalardan hedef alınmıyor ve saldırılar aynı sonucu üretmiyor. Kadının fotoğrafı, ailesi ve özel hayatı hedef alındığında, onun etrafındaki bütün toplumsal çevre harekete geçirilebiliyor.
