Kolombiya, modern tarihinin en çekişmeli seçimlerinden birinde, siyasi deneyimi olmayan aşırı sağcı avukat Abelardo de la Espriella‘yı cumhurbaşkanı seçti. Seçimin ardından gerçekleştirilen değerlendirmelerde kırılgan 2016 barış anlaşması ve demokratik kurumların bağımsızlığı tehlikede görünüyor. Eleştirmenlerini hapse atmakla tehdit etmiş bir liderin ülkenin demokratik gerilemesini daha da derinleştirip derinleştirmeyeceği ve bu seçimin ülkenin geleceğini nasıl şekillendireceği ise merak konusu.

Kolombiya, ikinci tur seçimlerin ardından aşırı sağcı avukat Abelardo de la Espriella’yı cumhurbaşkanı seçti. Resmî olmayan sonuçlara göre oyların yüzde 50’sine yakınını alan De la Espriella, solcu senatör Iván Cepeda’yı çok az bir farkla geride bıraktı. Aradaki fark yaklaşık 250 bin oydu. Ancak hem görevden ayrılmaya hazırlanan Cumhurbaşkanı Gustavo Petro hem de Cepeda, ilk sonuçları kabul etmeyi reddetti. Cepeda’nın ekibi, on binlerce sandıktaki sonuçlara itiraz edeceklerini açıkladı.
Bu sonuç, Petro’nun dört yıllık sol hükümetinin sonunu getirirken, aynı zamanda Latin Amerika’da son dönemde görülen aşırı sağcı seçim zaferleri eğilimine de uyuyor. Bu zaferlerin bir kısmı Donald Trump tarafından desteklenmişti; Trump da De la Espriella’nın galibiyetini sosyal medya üzerinden kutladı. Bu sonucun beraberinde getirdiği ciddi risklerin ise açıkça ortaya koyulması gerekiyor.
Barış Süreci Nasıl Seyredecek ?
İlk risk, Kolombiya’nın kırılgan barış süreciyle ilgili. Kariyerini paramiliter liderleri savunarak inşa eden De la Espriella, Petro’nun silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik müzakereci yaklaşımını sona erdirip tam ölçekli askerî mücadeleye dönmeyi vaat etti. On adet yüksek güvenlikli “mega hapishane” kuracağını söyledi, suçluların “fareler ve hamamböcekleri gibi öldürülmesinden” söz etti ve koka ekim alanlarına yönelik hava saldırıları için ABD’nin desteğini arayacağını belirtti.
“Oluşum Aşamasında bir Otokrat”
İkinci risk, demokratik istikrarla ilgili. Bu seçim sürecinde Kolombiya son yılların en kutuplaştırıcı seçim kampanyalarından birini yaşadı; tartışmaların yerini hakaretler aldı. Şimdi ise seçim, hem kaybeden adayların sonuçlara itiraz ettiği hem de protestocuların polisle çatıştığı bir ortamda sona eriyor. Kolombiya’da yeniden sayımların şimdiye kadar hiçbir cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunu değiştirmemiş olmasına rağmen sonuçların kabul edilmemesi, seçim sistemine duyulan güvensizliği normalleştirme riski taşıyor. Ayrıca De la Espriella’nın çeşitli vesilelerle, zaferine itiraz edenleri “yerin 15 metre altında, ışık ve su olmadan hapishanelere gömeceğini” söylediği ve Trump yönetiminden siyasi rakiplerini hedef almasını istediği iddia edildi. Bu açıklamalar, eleştirmenlerin onu “yapım aşamasında bir otokrat” olarak nitelendirmesine yol açtı.
Çatışma ve İstikrarsızlık Riski
Üçüncü risk ise yönetim kapasitesiyle ilgili. De la Espriella, Kongre’de çoğunluğa sahip olmadan göreve geliyor ve devlet aygıtını yüzde 40 küçültme planı bulunuyor. Bu kombinasyon, sorunsuz reformlardan ziyade siyasi çatışma ve istikrarsızlığa işaret ediyor. Ayrıca “tüm Kolombiyalılar için yöneteceği” yönündeki vaatleri, seçim kampanyasında solu “deşeceği” yönündeki sert söylemleriyle çelişiyor. Uzlaştırıcı mesajlar ve saldırgan retorik arasında başkanlığının hangi yüzünün ağır basacağı yalnızca Kolombiya’nın güvenliğini değil, demokrasisinin geleceğini de belirleyecek.
