81. BM Genel Kurulu 22 – 28 Eylül tarihlerinde New York’ta gerçekleşti. Genel kurulda; kadın hakları, toplumsal cinsiyet ve cinsel ve üreme sağlığı hakları uluslararası normlara ilişkin siyasi ayrışma önemli bir konu olarak karşımıza çıktı. Genel Kurula paralel olarak, UN Women tarafından Gender Snapshot 2026 raporu yayımlandı. Gelişmeler kadınların karar alma mekanizmalarına katılımı, kararların kimin tarafından alındığı ve siyasetin finansmanı hakkında tartışmaları gündeme getirdi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumu, dünyanın çoklu krizlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde toplandı. Savaşlar, insani krizler, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndaki yavaşlama ve kadın haklarına yönelik siyasi itirazlar uluslararası gündemi belirlerken; tüm bu konular bizi kararları kimin aldığını sorgulamaya itiyor.
UN Women’ın 2026 Gender Snapshot raporu, bu soruya çarpıcı bir yanıt veriyor. Rapora göre, dünyanın yarısını oluşturan kadınlar; hayatlarını ve toplumların geleceğini belirleyen karar mekanizmalarında hâlâ azınlıkta. Üstelik ilerleme yalnızca yavaşlamış değil, rapora göre bazı alanlarda geriye dönüş söz konusu.
“Eşitlik 171 Yıl Sonra Sağlanabilir”
UN Women tarafından hazırlanan Gender Snapshot 2026 raporu, kadınların liderlik pozisyonlarındaki temsiline ilişkin dünya çapında hâlâ ciddi bir eşitsizlik bulunduğunu gösteriyor. Dünyadaki Her altı ülkeden beşi erkekler tarafından yönetiliyor. Kadınlar küresel parlamentolardaki sandalyelerin yalnızca yüzde 27,4’üne, ulusal kabinelerdeki pozisyonların ise yüzde 22,4’üne sahip. Dünyanın 175 başyargıcı arasında yalnızca 31 kadın bulunuyor. Borsada işlem gören şirketlerde kadınların yönetim kurullarındaki payı yüzde 25,1 iken CEO pozisyonlarındaki oranı yalnızca yüzde 5,8.
Bu tablo, temsil ile gerçek karar alma gücü arasındaki farkı da görünür kılıyor. Bir kadının yönetim kurulunda bulunması, şirketin stratejik kararlarını belirleyen kişi olduğu anlamına gelmiyor. Nitekim rapora göre dünya genelindeki halka açık şirketlerin yüzde 71,8’inde kadınların karar alma gücü, kurullardaki genel temsillerinin gerisinde kalıyor. Şirketlerin ölçeği büyüdükçe bu fark daha da belirginleşiyor. Masada olmak ve karar verebilmek arasında da bir güç farkı bulunuyor.
Rapora göre, bugünkü değişim hızı devam ederse ulusal parlamentolarda cinsiyet eşitliğine ulaşmak 63 yılı bulacak. Daha geniş anlamda, kadınlar ve kız çocukları için eşit hak ve fırsatların sağlanması ise mevcut gidişatla 171 yıl sürebilir. Bu rakam, eşitliği uzak bir geleceğin meselesi haline getirmekten çok, bugünkü politikaların sonuçlarını sorgulamayı gerektiriyor.
Kadınlar Yönetime Katıldığında Sadece Kadınlar Değil, Tüm Toplum Fayda Sağlıyor
Kadınların liderliğinin yalnızca kadınlara ilişkin bir temsil meselesi olduğunu düşünmek, verilerin gösterdiği daha geniş tabloyu kaçırmak anlamına geliyor. UN Women raporu, kadınların karar alma mekanizmalarındaki varlığı ile toplumsal sonuçlar arasında çeşitli bağlantılar bulunduğunu ortaya koyuyor.
Örneğin kadınların parlamentodaki temsilinin yüzde 20’nin üzerinde olduğu ülkelerde çocukların aşılanma oranlarının daha yüksek olduğu ve erken çocukluk dönemini aşabilen çocukların oranının daha iyi olduğu görülüyor. Kadın siyasetçiler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2025 yılındaki genel görüşmelerinde toplumsal cinsiyet eşitliğini erkek siyasetçilere kıyasla yaklaşık üç kat daha fazla gündeme getirdi. Bakım hizmetleri, ebeveyn izni, ücretsiz bakım emeği, sosyal koruma, emeklilik ve çalışanların güvenliği gibi başlıklar da kadınların siyasi gündemlerinde daha fazla yer buluyor.
Ruanda bu açıdan dikkat çekici örneklerden biri. Kadınlar parlamentodaki sandalyelerin yüzde 64’ünü oluşturuyor. Eğitim politikaları ve ders kitaplarında toplumsal cinsiyet eşitliğinin müfredata yerleştirilmesi ise kadın temsilinin yalnızca siyasi kurumların bileşimini değil, eğitim alanını da etkileyebildiğini gösteriyor.
Bütün bunlar tek başına kadınların liderliğinin otomatik olarak daha iyi sonuçlar ürettiğini kanıtlamıyor. Ancak kadınların karar alma mekanizmalarına erişiminin politika önceliklerini ve kamu hizmetlerinin nasıl tasarlandığını etkileyebildiğine dair önemli göstergeler sunuyor.
İklim Krizi ve Cinsiyet Eşitsizliği
Bu yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ile eş zamanlı gerçekleşen Climate Week NYC kapsamında yapılan tartışmalar iklim krizinin toplumsal cinsiyet boyutunu yeniden gündeme taşıdı.
Bu görüşmelerde öne çıkan temel noktalardan biri, kadınların iklim krizlerinin sonuçlarından en çok etkilenen gruplardan biri olmasının yanı sıra iklim krizine yönelik çözümlerin geliştirilmesinde kritik bir role sahip olması oldu.
İklim krizi ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği arasındaki ilişki, özellikle çatışma ve kırılganlık yaşayan ülkelerde daha da belirgin hale geliyor. Afganistan bunun çarpıcı örneklerinden biri. Climate Week NYC kapsamındaki değerlendirmelerde uzmanlar, ülkede iklim değişikliği, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve çatışmanın birbirini besleyen bir “üçlü kesişim” oluşturduğuna dikkat çekti. Afganistan’ın Kadınlar, Barış ve Güvenlik (WPS) Endeksi, Küresel Barış Endeksi ve İklim Kırılganlığı Endeksi bakımından en kötü durumda bulunan ülkeler arasında yer alması da bu kesişimin boyutunu ortaya koyuyor.
Bu durum yalnızca iklim krizinin kadınlar üzerindeki etkisinin daha ağır olması nedeniyle karşımıza çıkmıyor. Kadınların iklim politikalarının oluşturulması ve uygulanması süreçlerinden dışlanması, toplumların iklim karşısındaki dayanıklılığını da zayıflatabiliyor. Bu nedenle uluslararası toplum açısından iki yönlü bir ihtiyaç ortaya çıkıyor: Bir yandan iklim değişikliğinin kadınlar ve kız çocukları üzerindeki özgün etkilerinin dikkate alınması gerekirken diğer yandan kadınların iklim çözümlerinin tasarlanması ve uygulanmasında gerçek karar alma gücüne sahip olması gerekiyor. Bunun yolu kadınların iklim finansmanına erişiminin artırılmasından geçiyor.
Yapay Zekayı Kim Tasarlıyor?
İklim krizinde olduğu gibi teknoloji alanında da karar alma gücündeki eşitsizlik, ortaya çıkan çözümlerin niteliğini etkiliyor. Geleceğin yapay zekâ sistemlerini, dijital hizmetlerini ve teknoloji ürünlerini geliştiren ekiplerde kadınların temsili hâlâ sınırlı.
Algoritmaların hangi verilerle eğitildiği, hangi ihtiyaçların dikkate alındığı ve hangi risklerin önceliklendirildiği, teknolojinin toplum üzerindeki etkisini belirliyor. Kadınların yapay zekânın geliştirilmesi, yönetilmesi ve düzenlenmesi süreçlerine eşit katılımı; algoritmik önyargı ve kadınlara yönelik dijital şiddet gibi risklerin azaltılması açısından önem taşıyor.
Kadınların Karar Alma Mekanizmalarına Katılımı Neden Zor ?
Kadınların karar alma mekanizmalarındaki düşük temsilinin bir çok nedeni bulunuyor. Bu çerçevede UN Women, toplumsal cinsiyet kalıplarına, eşit fırsatların, olumlu ayrımcılık politikalarının ve yatırımın yetersizliğine dikkat çekiyor.
Kadınlar için siyaset katılmak öncelikle ekonomik ve kurumsal engellerle mücadele etmeyi gerektiriyor. Bununla birlikte kadın siyasetçiler kamusal alanda orantısız biçimde şiddet ve yıldırma tehditleriyle karşılaşıyor. Kadın parlamenterlerin yüzde 76’sı kamusal alanda yıldırma veya şiddet ile karşılaştığını söylerken bu oran erkek parlamenterlerde yüzde 68’e düşüyor. Kadınlara yönelik siyasi şiddetin önemli bir bölümü aynı zamanda toplumsal cinsiyet temelli ve cinsel nitelik taşıyor.
Toplumsal Cinsiyet Yeniden Siyasi Mücadelenin Merkezinde
Bu çerçevede, UNGA81’in kadınlar açısından ortaya ne koyduğu önem kazanıyor. Bu sene gerçekleşen genel kurulda; kadın hakları, toplumsal cinsiyet ve cinsel ve üreme sağlığı hakları uluslararası normlara ilişkin siyasi ayrışma bir konu olarak karşımıza çıktı.
Son yıllarda özellikle kürtaj, aile politikaları ve LGBTQ+ hakları gibi başlıklarda daha kısıtlayıcı yaklaşımların uluslararası normatif çerçeve üzerinde etkili olmaya çalıştığı görülüyor. Bu tartışma yalnızca söylemler üzerinden yürümüyor; uluslararası finansman mekanizmaları ve insani yardım politikaları da mücadelenin önemli araçlarından biri haline geliyor.
ABD’nin dış yardım politikalarında yaptığı değişiklikler ve USAID’in kapatılması, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu gibi kuruluşlara yönelik finansman tartışmalarıyla birlikte düşünüldüğünde, cinsel ve üreme sağlığı alanındaki uluslararası programların geleceği açısından önemli sonuçlar doğurabilecek bir tablo ortaya çıkıyor.
Böylece kadın ve LGBTI+ hakları, uluslararası sistemde yalnızca bir sosyal politika başlığı olmaktan çıkıyor. Finansmanın nasıl dağıtılacağı, hangi hakların uluslararası norm olarak kabul edileceği ve devletlerin hangi ortak hedefler etrafında buluşabileceği sorularının merkezine yerleşiyor.
Bu siyasi ayrışma, özellikle çok taraflı sistemin geleceği açısından önemli. Çünkü bir tarafta eşitlik ve haklarının güçlendirilmesini amaçlayan uluslararası mekanizmalar bulunurken, diğer tarafta bu kazanımların kapsamını daraltmaya yönelik siyasi girişimler ve finansman değişiklikleri gündeme geliyor.
Peki Ne Yapılabilir?
UN Women’ın önerileri, tartışmayı yalnızca temsil oranları üzerinden yürütmek yerine yapısal değişikliklere odaklanıyor. Bunların başında siyasi kotaların gerçekten uygulanması geliyor. Yüzde 40’ın üzerinde kadın temsili hedefleyen güçlü kotaların bulunduğu ülkelerde kadınların parlamentolardaki temsilinin, kota bulunmayan ülkelere kıyasla 16 puan; yerel yönetimlerde ise 17 puan daha yüksek olduğu belirtiliyor.
Bunun yanı sıra siyasi kampanyaların finansmanının yeniden düzenlenmesi, kadınların siyasete girişinin önündeki ekonomik engellerin azaltılması, toplumsal cinsiyet eşitliği kurumlarının güçlendirilmesi ve kadınların sahip olduğu yasal haklarla erkeklerin sahip olduğu haklar arasındaki farkın kapatılması gerekiyor. Kadın örgütlerinin doğrudan ve sürdürülebilir biçimde finanse edilmesi de önemli bir başlık. Çünkü kadın örgütleri çoğu zaman sorunların en yakınında yer alırken en az kaynakla çalışan aktörler arasında bulunuyor. İklim alanında ise kadınların iklim finansmanına erişiminin artırılması ve iklim politikalarının oluşturulmasıyla uygulanmasında kadınların karar alma mekanizmalarına dahil edilmesi bu gündemin ayrılmaz bir parçası olmalı.
Kadın Liderliği Geleceği Kimin İnşa Ettiğini Belirliyor
UNGA81’in kadınlar açısından ortaya koyduğu tablo, eşitliğin karar alma mekanizmalarına katılım ve etki gücüne sahip olmasıyla gerçekleşebileceğini gösteriyor. Kadınların parlamentolarda, hükümetlerde, mahkemelerde, şirket yönetimlerinde, teknoloji sektöründe ve iklim politikalarının tasarlandığı masalarda temsil edilmesi ve temsilin gerçek bir güç paylaşımına dönüşmesi gerekiyor. Eşitsizlik; savaşlardan ekonomiye, sağlık politikalarından yapay zekâya, iklimden eğitime kadar hayatın neredeyse her alanına yansıyor.
Kadın liderliği, kimin karar verdiği, hangi sorunların gündeme geldiği ve kaynakların nasıl dağıtıldığı konularıyla doğrudan ilişkili. İklim krizinden çatışmalara, teknolojiden cinsel ve üreme sağlığı haklarına kadar birbirinden farklı görünen başlıklar bu noktada kesişiyor. Kadınlar karar alma mekanizmalarında ne kadar varsa, kendi hayatlarını ve toplumların geleceğini şekillendirme güçleri de o kadar artıyor.
