Gazze’de sivillerin yapay zekâ destekli sistemlerle nasıl hedef alındığını 24 İsrailli asker ve istihbaratçının tanıklığıyla anlatan NAZA belgeseli, 83. Venedik Film Festivali’nde Özel Jüri Ödülü’nü aldı. Ödülün üzerinden saatler geçmeden İsrail Kültür Bakanı, yönetmenlerin vatandaşlığını iptal ettirmek için harekete geçtiğini açıkladı. Film, belgelemenin neden hâlâ en güçlü direniş biçimlerinden biri olduğunu herkese hatırlatıyor.

Çatı katlarında üç yıl
NAZA’nın yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, sinema izleyicisinin yabancısı değil. İkili, Filistinli yönetmenler Basel Adra ve Hamdan Ballal ile birlikte çektikleri “No Other Land” ile 2025’te En İyi Belgesel Oscar’ını kazanmıştı. Bu kez kamera Batı Şeria’nın Masafer Yatta köylerinden Tel Aviv’in çatı katlarına taşınıyor: 80 dakikalık film, üç yıl boyunca gece vakti, kimlikleri dijital olarak gizlenmiş 24 İsrail askeri ve istihbarat personeliyle yapılan görüşmelere dayanıyor. Görüntü yönetmenliğini de üstlenen Szor, tanıkların yüzlerini değil, söylediklerinin ağırlığını kadraja alıyor.
Filmin adı, İsrail ordusunun iç jargonundan geliyor. “NAZA”, İbranice “nezek agavi” yani “yan hasar” ifadesinin kısaltması; bir hava saldırısında ölmesi kabul edilen sivil sayısını ifade eden bir askeri terim. Film bu sayının nasıl belirlendiğini, kimin onayladığını ve “Lavender” adlı yapay zekâ tabanlı hedefleme sisteminin bu süreçte nasıl kullanıldığını, sistemin içindeki insanların ağzından anlatıyor. Abraham’ın 2024’te +972 Magazine ve Local Call için kaleme aldığı, The Guardian’ın da yayımladığı Lavender soruşturması filmin belkemiğini oluşturuyor; The Guardian aynı zamanda filmin yapımcıları arasında, “The Zone of Interest”in yönetmeni Jonathan Glazer ise yönetici yapımcı.
The Forward’ın aktardığına göre filmin en sarsıcı anlarından biri, bir tanığın kendisine yönelttiği soru: “Benim için Naziler kötüydü… Peki bu beni ne yapar?” Bu cümle, filmin İsrail toplumuna tuttuğu aynayı özetliyor: NAZA, dışarıdan bir suçlama değil, içeriden bir itiraf.
Venedik: 25 dakikalık ayakta alkış ve jüri kararı
NAZA, 10 Eylül’de ana yarışmada dünya prömiyerini yaptığında festival tarihinin en uzun ayakta alkışını aldı: yaklaşık 25 dakika. Eleştirmenler de aynı görüşteydi; film Rotten Tomatoes’ta yüzde 100, Metacritic’te 96 puanla festivalden ayrıldı. 12 Eylül’deki kapanış töreninde Maggie Gyllenhaal başkanlığındaki jüri, aralarında Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania’nın da bulunduğu üyeleriyle filme Özel Jüri Ödülü’nü verdi.
Bu yılki Venedik’in genel tablosu da dikkat çekiciydi. Altın Aslan, Danimarkalı-Mısırlı yönetmen May el-Toukhy’nin “Woman Unknown” filmine gitti; filmin başrol oyuncusu Mathilde Arcel En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. Jüri başkanlığında, ana ödülde ve en çok konuşulan belgeselin yönetmen koltuğunda kadınların olduğu bir festival, dünya sinemasında kimin anlattığının artık kimin anlatıldığı kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Abraham ödülü alırken jüriye teşekkür ettikten sonra sözü festivalin dışına çevirdi: “Gerçek şu ki bu festival başladığından beri, yalnızca bu 10 günde İsrail Gazze’de en az altı Filistinli çocuğu öldürdü. (…) Bu kitlesel öldürme sistemik; kazara değil, tasarlanarak yapılıyor. (…) Bir suçun inkârının, o suçun sürmesini sağlayan şey olduğuna inanıyoruz.”
Abraham konuşmasında filmin var olmasını Filistinli gazetecilere borçlu olduğunu söyledi ve Gazze’de İsrail tarafından öldürülen 200’ü aşkın gazeteciyi andı: “Onların sesleri susturuldu ve inkâr edildi.” Ardından İtalya ve Almanya hükümetlerini İsrail üzerindeki baskıyı engellemekle, ABD’yi ise “öldürmenin büyük bölümünü finanse etmekle” eleştirdi ve Batılı hükümetlere ekonomik yaptırım çağrısı yaptı.
Ödülden saatler sonra: “vatandaşlıklarını iptal edeceğiz”
İsrail hükümetinin tepkisi gecikmedi. Kültür Bakanı Miki Zohar filmi “iğrenç” olarak nitelendirdi, ödülü “şok edici” buldu ve yönetmenleri “antisemitlerden alkış almak için kendi ülkelerine zarar vermekle” suçladı. Zohar, İçişleri Bakanlığı’na Abraham ve Szor’un vatandaşlığının “devlete ihanet” ve “düşmanla iş birliği” gerekçesiyle iptal edilmesi için hukuki zemin araştırma talimatı verdiğini duyurdu. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de yönetmenleri “utanç ve rezalet” olarak tanımladı.
İsrail ordusu ise filmin tanıklarının “doğrulanamayacağını” savundu; anonim kaynakların böylesi stratejik bilgilere erişemeyeceğini ileri sürdü ve her saldırının insan karar vericilerce onaylandığını, sivillerin kasıtlı olarak hedef alınmadığını yineledi. Ordunun itirazı, filmin ana iddiasına değil, tanıkların kimliğine yöneliyor.
Hukuki açıdan Zohar’ın tehdidi bir bakanın tek başına gerçekleştirebileceği bir işlem değil. CBS News’in aktardığına göre vatandaşlık iptali, İçişleri Bakanlığı’nın başvurusu, Adalet Bakanlığı’nın onayı ve mahkeme kararı gerektiriyor. Yine de tehdidin kendisi bir mesaj: İsrail’de savaşın nasıl yürütüldüğünü belgeleyen yurttaşlar, artık “düşman” kategorisine sokulmakla karşı karşıya. Abraham, ödül konuşmasında bu havayı şöyle özetledi: “Filmi izlemeden saldıran ve inkâr eden onca İsrailli politikacı ve gazeteciyi düşünürken burada durmak kolay değil.”
Neden önemli: belgeleme bir mücadele biçimidir
NAZA’nın sinema tarihi açısından yeri elbette tartışılacak; ancak asıl önemi, hangi kanıtın kimin tarafından üretildiğinde “inandırıcı” sayıldığına dair bir hesaplaşmayı gündeme getirmesi. Gazze’deki gazeteciler iki yılı aşkın süredir aynı sistemi belgeliyor; sonuç, 200’ü aşkın meslektaşlarının öldürülmesi ve tanıklıklarının inkâr edilmesi oldu. Aynı anlatı İsrail üniformalı tanıkların ağzından çıktığında Venedik’te ayakta alkışlanıyor. Abraham’ın sahnede Filistinli gazetecileri anması bu eşitsizliği görünür kılmak içindi: Film, onların yaptığı işin devamı, yerine geçeni değil.
İkincisi, NAZA yapay zekâ ve savaş tartışmasını soyut etik panellerinden çıkarıp somut bir soruya indiriyor: Bir algoritma “yan hasar” için kabul edilebilir sivil sayısını önerdiğinde, o sayıyı onaylayan insanın sorumluluğu nerede başlar? Filmin cevabı, tanıkların kendi sözleriyle geliyor ve bu sözler bir mahkeme salonunda da, bir sansür masasında da aynı ağırlığı taşıyor.
Üçüncüsü, filmin başına gelenler ifade özgürlüğünün bir savaş zamanı göstergesi olarak okunmalı. “No Other Land” Oscar aldığında yönetmenlerinden Hamdan Ballal ödülden haftalar sonra Batı Şeria’da yerleşimciler tarafından darp edilip gözaltına alınmıştı. Şimdi filmin İsrailli yönetmenleri vatandaşlık tehdidiyle karşı karşıya. Belgelemenin bedeli her iki tarafta da yükseliyor; ancak bu bedelin yükselmesi, belgelemenin işe yaradığının da göstergesi.
NAZA, 26 Eylül’de New York Film Festivali’nde Kuzey Amerika prömiyerini yapacak; ardından San Sebastián’da gösterilecek. Türkiye’de gösterim tarihi henüz açıklanmadı. Film ekranlara ulaştığında sorulacak soru, filmin “gerçek olup olmadığı” değil; İsrail hükümetinin ve ordusunun yanıtlarının da gösterdiği gibi, gerçeği kimin, ne pahasına söyleyebildiği olacak.
Kaynaklar
CBS News — Israeli official calls for directors of “NAZA” documentary to have nationality revoked
i24NEWS — Gaza documentary ‘NAZA’ wins special jury prize at Venice
The Forward — Israel’s culture minister called this film ‘vile.’ It deserves to be seen.
Variety — Venice Film Festival Winners: May El-Toukhy’s ‘Woman Unknown’ Scores Golden Lion
Wikipedia — NAZA (film)Wikipedia — 83rd Venice International Film Festival
