2026’da Hindistan’dan Portekiz’e, Arnavutluk’tan Yunanistan’a uzanan geniş bir coğrafyada gençler geniş çaplı protestolara öncülük etti. Birbirinden bağımsız gelişen bu hareketlerin ortak talepleri erişilebilir konut ve nitelikli eğitimdi. Bu talepler bakan istifalarına, erken seçimlere ve yasa tartışmalarına yol açarak siyasetin merkezine yerleşti. Konut ve eğitim artık sosyal politikanın teknik başlıkları olmaktan çıkarak; siyasal meşruiyetin ve temsilin sınandığı ana eksenler haline geliyor.

2026 yılı, dünyanın pek çok noktasında halk hareketlerinin hem sayıca arttığı hem de nitelik değiştirdiği bir yıl oldu. Yalnızca Avrupa’da yüz binlerce kişi, birbirinden bağımsız ve koordinasyonsuz gösterilerle hayat pahalılığına karşı sokağa çıktı. Bu hareketlerin önemli bir kısmı gençler ve öğrenciler tarafından başlatıldı. Al Jazeera’ya konuşan Hakorja’nın ifadesiyle, gençlerin büyük bir kısmı kendini siyasi sınıfın tamamı tarafından temsil edilmiyor hissediyor. Siyasi sistemi kendi gerçekliklerinden kopuk ve çoğunluğun sorunlarından çok bir azınlığın çıkarlarını koruyan bir yapı olarak görüyorlar.
Bu eylemleri birbirine bağlayan bir örgüt ya da merkez yok. Buna karşın tüm bu hareketler erişilebilir konut, nitelikli ve ücretsiz kamusal eğitim ve insanca ücretler gibi benzer taleplerle ortaya çıkıyor. Özellikle konut ve eğitim artık sosyal politikanın teknik başlıkları olmaktan çıkarak; siyasal meşruiyetin ve temsilin sınandığı ana eksenler haline geliyor.
Hindistan
Hindistan’daki hareket Mayıs 2026’da hükümetin tıp fakültesi giriş sınav sorularının para karşılığında satıldığının öğrenilmesi ve Başyargıç Surya Kant’ın işsiz gençleri hamamböceklerine benzetmesi sonrasında Abhijeet Dipke’nin “Ya bütün hamam böcekleri bir araya gelseydi?” çağrısıyla başladı.
Sınav sorularının sızdırılması, Modi hükümeti dönemindeki “yozlaşmış ve çökmüş” eğitim sisteminin bir göstergesi olarak değerlendirildi. Hamamböceği Partisi (CJP) Temmuz ayında ilk somut kazanımını elde etti. Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan istifa etti. Başlangıçta bir hiciv olarak doğan bu girişim zamanla ciddi bir siyasi harekete dönüştü. Hindistan’daki Z Kuşağı ve Y Kuşağı’nın büyük bir kısmı için CJP; kriz içindeki eğitim sistemine ve kendilerini sistematik biçimde yüzüstü bırakan iş piyasasına yönelik giderek büyüyen öfkelerinin sesi oldu. Eğitim politikalarına yönelik tepkilerle başlayan protestolar kısa sürede daha geniş bir demokratik hak mücadelesine dönüştü.
Bu hareketin dikkat çekici yönlerinden biri, hükümetin geleneksel siyasi kutuplaştırma araçlarının protestocular üzerinde aynı ölçüde etkili olmamasıydı. Eğitim ve sınav sistemi gibi toplumun geniş kesimlerini doğrudan ilgilendiren bir mesele üzerinden yükselen hareketi yalnızca belirli bir kimlik veya siyasi aidiyet üzerinden tanımlamak mümkün olmadı. Hareketin bu etkisi Ağustos ayında gerçekleşen ara seçimlerde de kendini gösterdi.
Hareket bundan sonra çok daha büyük bir siyasi meseleye yöneldi. Eleştirmenlere göre Seçim Komisyonu seçmen kütüklerinden yaklaşık 130 milyon ismi sildi. 2 Ekim’den bu yana Delhi, Mumbai ve diğer kentlerde protestolar devam ediyor. Oxford Üniversitesi’nden Maya Tudor protestoların bir yandan Hindistan demokrasisinin ne kadar gerilediğini gösterirken; öte yandan genişleyen siyasal katılım, muhalefet arasında artan eşgüdüm ve somut talepler etrafında örgütlenme gibi demokratik yenilenmenin temel bileşenlerine dikkat çekiyor. Tudor’a göre hareket, kolektif eylemin güçlü bir hükümeti geri adım atmaya zorlayabileceği inancını yeniden canlandırdı.
İspanya
İspanya’da yıllardır büyüyen konut krizi, 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın evinden tahliye edilmesiyle ülke çapında protestolara dönüştü. Abascal’ın yaşadığı evi satın alan yatırım şirketi önce taşınmasını istedi, ardından kirayı yüzde 230 artırdı. Bu bedeli karşılayamayan Abascal evinden çıkarıldı ve hastanede hayatını kaybetti. Olay, giderek daha fazla insanın karşılaştığı barınma sorununu yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Farklı kentlerde düzenlenen gösterilerde protestocular kiraların düşürülmesini, tahliyelerin sona ermesini ve “akbaba fonları” olarak adlandırdıkları yatırım fonlarının konut satın almasının yasaklanmasını talep etti. Protestoculara göre sorun yalnızca kiraların yüksekliği değil, konutun barınma ihtiyacından çok bir yatırım ve kazanç aracı olarak görülmesi. Aynı itiraz Madrid’de de somutlaştı. Avrupa’nın en büyük gayrimenkul etkinliklerinden biri olarak tanıtılan ve 15 bine yakın yatırımcı ve geliştiriciyi bir araya getiren District zirvesi sırasında, dünya genelinden 140 örgütten konut hakkı savunucusu konutun finansal varlık olarak görülmesine karşı bir “karşı-zirve” düzenledi.
Hükümet verilerine göre İspanya’da kiracıların yüzde 26’sı gelirlerinin ortalama yüzde 40’ını kira ve faturalara harcıyor. Nüfusun yüzde 42’den fazlası konuta erişimi en önemli sorunlarından biri olarak görüyor. Sosyolojik Araştırmalar Merkezi’nin (CIS) araştırmasına göre katılımcıların yüzde 76,3’ü herkesin konuta erişimini güvenceye almak için devletin piyasaya gerektiği ölçüde müdahale etmesini destekliyor. Yüzde 79’u ise konutun anayasal bir hak olarak önceliklendirilmesi gerektiğini düşünüyor. Bu veriler, konut krizinin belirli toplumsal grupların sorunu olmaktan çıkıp geniş kesimlerin gündelik yaşamını belirleyen temel bir meseleye dönüştüğünü gösteriyor.
Kriz doğrudan siyasi bir sonuç da üretti. Hükümet, kiracıları korumak ve spekülatif yatırımları sınırlamak amacıyla acil önlemler hazırladı, ancak kararnameler parlamentoda reddedildi. Sánchez parlamentoyu feshetti ve 29 Kasım’da erken seçim yapılacağını duyurdu. İspanya, konut krizinin doğrudan bir seçim gündemine dönüştüğü en açık örnek oldu.
Arnavutluk
Arnavutluk’taki eylemler Mayıs ayında çevrecilerin ekolojik açıdan hassas Sazan Adası’nda inşa edilmesi planlanan lüks bir tatil köyüne karşı çıkmasıyla başladı. Proje, Başkan Trump’ın damadı Jared Kushner ve kızı Ivanka Trump tarafından destekleniyor ve Edi Rama hükümeti tarafından hızlandırılmış bir süreçle onaylandı. Bu tepki, aylardır hükümetteki yolsuzluğa karşı eylem yapan “Flamingo hareketine” dönüştü.
Son dalgada öğrenciler de harekete katıldı. Arnavutluk Öğrenci Birliği; yüksek harçlar, kötü üniversite koşulları, iş olanaklarının yetersizliği ve yolsuzluk gerekçesiyle Eğitim Bakanlığı önünde grev ve gösteri çağrısı yaptı. Bu talepler, son on yılda en az yarım milyon genç Arnavut’un daha iyi ekonomik fırsatlar için ülkeyi terk ettiği bir bağlamda anlam kazanıyor. Protestocuların talepleri arasında Başbakan Rama’nın istifası da yer alıyor.
Uzun süredir işçi örgütçülüğü yapan araştırmacı ve aktivist Bora Mema, Democracy Now’a verdiği röportajda hareketin seyrini özetliyor. Mema’ya göre çevre ve arazi gaspı karşıtı bir eylem olarak başlayan süreç, büyük bir yolsuzluk karşıtı harekete dönüştü ve Avrupa’daki diğer öğrenci ve gençlik eylemleriyle kıyaslandığında daha sistem karşıtı bir nitelik kazandı. Mema, protestocuların demokrasi talep ettiğini ve Arnavutluk’u otoriter bir rejim olarak nitelendirdiklerini aktarıyor.
Fransa
Fransa’daki eylemler 21 Eylül’de, Paris’in işçi banliyösü Créteil’de lise öğrencilerinin okul koşullarını protesto etmesiyle başladı. Başlangıçta okulların kötü fiziksel koşullarına, öğretmen eksikliğine ve eğitim kaynaklarının yetersizliğine karşı ortaya çıkan hareket, bugün Fransa’daki gençlerin nasıl bir gelecekle karşı karşıya olduklarına ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçası.
Eylemler kısa sürede ülke genelinde 700 okula sıçradı. Bugün çoğu öğrencilerden oluşan 500 bin ile 800 bin arasında gösterici ülkenin dört bir yanındaki kent ve kasabalarda sokakta ve protestolar yer yer isyana dönüşmüş durumda. Fransa, yerel bir okul şikâyetinin ulusal bir eğitim hareketine dönüşebildiğini ve komşu ülkelerdeki eylemlere de ilham verebildiğini gösteriyor.
Yunanistan
21 Ekim Çarşamba günü Atina’da binlerce öğrenci ve öğretmen yürüdü. Benzer eylemler Selanik ve Patras başta olmak üzere 50 kentte düzenlendi. Göstericilerin talepleri eğitime daha fazla kamu kaynağı, daha iyi tesisler, daha az kalabalık sınıflar ve uygun fiyatlı öğrenci konutuydu. Meclis önünde “Yunanistan’dan Fransa’ya kamusal ve ücretsiz eğitim istiyoruz” sloganı atıdı. Öğrenciler Syntagma Meydanı’na çadır kurarak geceyi orada geçirdi. Eylemlere ilk ve ortaöğretim öğretmenlerinin düşük maaş ve personel eksikliğine karşı grevleri de eşlik etti. Vekil öğretmenler kadro ve daha küçük sınıflar talep etti, kamu çalışanları ve diğer sendikalar da gösterilere katıldı.
Protestoların arka planında Yunanistan’ın 2009–2018 borç krizi var. Bu dönemde yaklaşık 290 milyar euroluk üç kurtarma paketi karşılığında ücretler ve eğitim harcamaları kesildi. Pek çok Yunan için reel satın alma gücü AB’nin en düşükleri arasında ve yükselen enflasyon ile İran savaşıyla bağlantılı akaryakıt fiyatlarından yeni bir darbe almış durumda. Konut krizi de gençler için başlıca finansal istikrarsızlık kaynağı hâline geldi. Gayrimenkul danışmanlık şirketi Geoaxis’e göre son on yılda kiralar Atina’da yüzde 115’ten, Selanik’te yüzde 93’ten fazla arttı. Eylemler, 2027 ortasında seçime gidecek olan Başbakan Kiryakos Miçotakis’in merkez sağ hükümeti üzerindeki baskıyı artırıyor.
İtalya
İtalya’da “Italia in Piazza” (Sokaktaki İtalya) adıyla örgütlenen hareket binlerce göstericiyi bir araya getirdi. Talepler daha iyi istihdam, sağlık, eğitim, konuta erişim ve daha yüksek ücretler etrafında şekilleniyor. İtalya’da enflasyonun Eylül ayında yüzde 4,2’ye yükselerek euro bölgesi ortalaması olan yüzde 3,8’i aşması, hayat pahalılığı tepkisinin ekonomik zeminini oluşturuyor.
Portekiz
Portekiz, Avrupa’nın en ağır konut erişilebilirliği krizlerinden birini yaşıyor. Konut fiyatları 2017’den bu yana iki katından fazla arttı, yeni kira sözleşmelerindeki bedeller ise neredeyse ikiye katlandı. Kriz özellikle Lizbon gibi büyük kentlerde barınmayı giderek daha geniş kesimler için erişilemez kılıyor. Enflasyonun Eylül’de yüzde 3,6’ya ulaşması tabloyu ağırlaştırıyor.
Eylemler Ekim başında, İspanya’daki kamplardan ilham alan konut hakkı savunucularının Porto’da çadır kurmasıyla başladı. Kamp, 12 Ekim Pazartesi şafak öncesinde polis operasyonuyla kaldırıldı. 17 Ekim Cumartesi günü ülkenin en büyük sendika konfederasyonu CGTP’nin öncülüğünde Lizbon’da büyük bir yürüyüş düzenlendi. CGTP’ye göre yürüyüşe on binlerce kişi katıldı. Yürüyüşün ardından Lizbon’un merkezinde de bir kamp kuruldu. Polisin Lizbon ve Porto’daki kampları dağıtması sırasında 55 kişi gözaltına alındı ve yaralanmalar bildirildi. Buna karşın binlerce protestocu birkaç saat içinde aynı meydanlara geri döndü.
Hareketin somut bir siyasi hedefi var. Protestocular, merkez sağ hükümetin tahliyeleri kolaylaştıran ve yeni kira sözleşmelerinde kira tavanını kaldıran yasa tasarısını geri çekmesini talep ediyor. Tasarı parlamentoda ilk okumadan geçmiş durumda.
Belçika
Belçika’da öğrenciler Fransızca eğitim sistemindeki koşullara karşı eylem yaptı. Öne çıkan şikâyetler artan eğitim maliyetleri, kalabalık sınıflar ve ders materyallerine erişimdeki güçlükler. Bu eylemler, Haziran ayında Brüksel’de eğitim reformları nedeniyle protestocular ile polis arasında yaşanan çatışmaların devamı niteliğinde ve Fransa’daki hareketin yankısı olarak değerlendiriliyor.
Konut ve Eğitim Siyasetin Yeni Belirleyicisi mi?
Ülke örnekleri yan yana konduğunda ortak bir tablo ortaya çıkıyor. Birbirinden bağımsız gelişen hareketler aynı yapısal sorunlara işaret ediyor. Eurostat verilerine göre AB’de konut fiyatları 2010 ile 2024 sonu arasında yüzde 55,4, kiralar ise yüzde 26,7 arttı. Bu ortalama ciddi farklılıkları gizliyor. Viyana, geniş kamu konutu stoku sayesinde kiraları dizginleyebilmiş bir istisna olarak öne çıkarken, aynı dönemde Estonya’da kiralar yüzde 208, İrlanda ve Macaristan’da yüzde 100’ün üzerinde arttı. Araştırmacı Tim White, Avrupa’da finans kapitalizminin temel bir ihtiyaç olan barınmayı karşılayıp karşılayamayacağına dair giderek yoğunlaşan bir “toplumsal deney” yaşandığını ve kanıtların artık bu soruya açıkça “hayır” dediğini savunuyor.
Gençlerin gelecek beklentisi de bu tabloyla uyumlu. 2026 TUI Vakfı Gençlik Araştırması’na göre yedi Avrupa ülkesinde 16–26 yaş arasındaki gençlerin yüzde 52’si ebeveynlerinden daha kötü durumda olacağını düşünüyor, daha iyi durumda olacağını düşünenlerin oranı ise yalnızca yüzde 25. Euro bölgesinde genç işsizliği genel işsizliğin belirgin biçimde üzerinde seyrediyor.
Konut ve eğitimin bu hareketlerde merkezî bir yer tutması tesadüf değil. Bu iki alan, bir gencin geleceğini kurabilmesinin iki temel koşulu. Fransa ve Belçika’da okul koşulları, Yunanistan’da kamusal eğitim ve öğrenci konutu, Arnavutluk’ta harçlar ve iş olanakları, Hindistan’da sınav sistemi, İspanya ve Portekiz’de ise doğrudan barınma hakkı eylemlerin çıkış noktası oldu. Bu talepler giderek daha geniş siyasal itirazlara bağlandı.
Bu hareketlerin siyasi sonuç üretebildiği de görülüyor. Hindistan’da Eğitim Bakanı istifa etti. İspanya’da konut kararnamelerinin reddedilmesi erken seçime yol açtı. Portekiz’de protestolar doğrudan bir yasa tasarısını hedef alıyor. Yunanistan’da eylemler, seçime giden bir hükümet üzerinde baskı oluşturuyor. Maya Tudor’un Hindistan için saydığı üç unsur, yani kolektif eylemin işe yaradığı inancının yeniden kurulması, farklı toplumsal kesimlerin bir araya gelmesi ve somut talepler etrafında örgütlenme, Avrupa’daki örnekler için de açıklayıcı görünüyor.
2026’nın halk hareketleri, konut ve eğitimin artık siyasetin kenarında duran sosyal politika başlıkları olmadığını gösteriyor. Bu alanlar, gençlerin siyasal sistemle kurduğu ilişkinin, temsil edilip edilmediklerine dair hissin ve demokrasiye duydukları güvenin sınandığı yerler hâline geldi. Siyasetin bu konuları merkeze alması ve açıkça dillendirmesi hem mümkün hem de gerekli. Bu talepleri karşılamayan bir siyaset, sokaktaki öfkenin kalıcı bir temsil krizine dönüşmesiyle ve bu boşluğun başka aktörler tarafından doldurulmasıyla karşı karşıya kalabilir.
