Ekonomik eşitsizlikler, siyasal çatışmalar ve sürekli maruz kaldığımız olumsuzluklar, insan doğasına ilişkin daha güvensiz ve karamsar bir bakışı besleyebiliyor. Sinisizm başlangıçta kişiyi hayal kırıklığından ve incinmekten koruyan bir tutum gibi görünse de araştırmalar, bunun bireysel ve toplumsal düzeyde önemli maliyetler yaratabildiğini gösteriyor. Stanford Üniversitesi’nde çalışmalarını yürüten Prof. Dr. Jamil Zaki’nin önerdiği ümitvar şüphecilik yaklaşımı ise belirsizliği kabul etmeyi ve değişimin mümkün olduğu ihtimalini korumayı öneriyor. Bu yaklaşımda umut; iyimserlik, özne olma duygusu ve eylemin birleşimi olarak karşımıza çıkıyor.

Modern dünyanın ekonomik eşitsizlikleri, siyasi çatışmaları, toplumsal kutuplaşmaları ve sürekli maruz kaldığımız kötü haberler, insan doğasına ilişkin karamsar bir tabloyu daha ikna edici hale getirebilir. İnsanların göründükleri kadar iyi olmadığına, bu nedenle onlara fazla güvenmemek gerektiğine, iyi niyetin arkasında mutlaka bir çıkar bulunduğuna inanabiliyoruz. İnsan doğasının temelde bencil, açgözlü ve çıkarcı olduğuna dair düşünceler zihnimizde yerleşebiliyor.
Bu nedenle karamsarlık ve özellikle insan doğasına ilişkin sinik bakış, ilk bakışta bir tür gerçekçilik gibi görünüyor. Böyle düşündüğümüzde kendimizi hayal kırıklığından, ihanetten ve kandırılmaktan koruduğumuzu hissediyoruz. Üstelik bazen bu “gerçeği” görebildiğimiz için kendimizi, insanlara hâlâ güvenen diğer “saf” insanların karşısında daha zeki ve daha gerçekçi hissedebiliyoruz. Sinisizm bizi hem koruduğuna hem de dünyayı diğerlerinden daha doğru gördüğümüze inandırıyor. Oysa Stanford Üniversitesi’nde çalışmalarını yürüten Prof. Dr. Jamil Zaki; büyük bir yanılgı içerisinde olabileceğimize dikkat çekiyor. Bu nedenle Zaki, 2024’te yayımlanan Hope for Cynics: The Surprising Science of Human Goodness adlı kitabında yeni bir yaklaşım öneriyor: Ümitvar Şüphecilik (Hopeful Skepticism).
Sinisizm (Cynicism) Nedir?
Siniszm, en basit haliyle insanların temelde bencil, çıkarcı ve güvenilmez olduğuna dair genelleyici bir inanç biçimidir. İçerisinde güvensizlik, kötümserlik ve alaycılığı barındırır. Sinsizm çoğu zaman incinmişlik ve ihanetten sonra gelişen güvensizlik, kötümserlik ve kuşkuyla beslenir. Kişi gelecekte yeniden incinmemek için kendisini korumaya çalışırken daha mesafeli ve daha kuşkucu hale gelir. Bu açıdan siniszm, başlangıçta oldukça anlaşılır bir savunma mekanizması gibi görünebilir. Ancak sorun, bu savunmanın giderek bir filtreye dönüşmesidir. Bir süre sonra gerçek bir tehdide yönelik savunma olmaktan çıkarak, tüm insanlara ve dünyaya bakışı filtreleyen ve gerçeklik algımızı çarpıtan bir perdeye dönüşebilir. Gerçekleştirilen çalışmalar durumun zamanla hem kişisel hem de toplumsal düzeyde olumsuz sonuçlara yol açabildiğini belirtiyor.
Toplumsal Bir Yardım Çağrısı: Sinisizm Neden Cazip?
Belirsizlik kadar, belirsizliği aşmaya ve geleceğe ilişkin öngörüler geliştirmeye çalışmak da insan hayatının önemli bir parçasıdır. Yaşama içkin bir fenomen olsa da belirsizlik insan için her zaman bir korku unsuru barındırıyor. Belirsizlik yönetilebilirliğini kaybettiğinde ise derin psikolojik etkilere sebep verebiliyor. Jamil Zaki, sinisizmin özellikle belirsizlik dönemlerinde bir tür “karanlık güvenlik ağı” işlevi görebileceğini ifade ediyor.
Sinisizm kadercilik ve depresyonla ilişkilendiriliyor. Dünyanın kaotik ve öngörülemez olduğu bir ortamda, insanların kötü olduğuna karar vermek paradoksal biçimde dünyayı daha anlaşılır hale getirebiliyor. Bu çerçevede sinisizm, karmaşık bir dünyayı anlamak için basit bir zihinsel model sunuyor. Zaki “Kimseye güvenmediğinizde dünya daha mutlu bir yer haline gelmez; fakat en azından nasıl işlediğini bildiğinizi düşünürsünüz.” sözleriyle bu bakış açısının insanda yarattığı kontrol hissini vurguluyor. Böylece sinisizm, belirsizliği ortadan kaldırmasa da onu anlamlandırdığı ve öngörülebilir hale getirdiği yanılsamasını yaratabiliyor.
Ekonomik kriz dönemlerinde artan belirsizlik ve güvensizlik de sinisizmin yaygınlaşması için uygun bir zemin oluşturabiliyor. Zaki, düşen güven düzeyleriyle ekonomik eşitsizlik arasında da bir bağlantıya dikkat çekiyor. İnsanlar kaynakların küçük bir grubun elinde yoğunlaştığını algıladıklarında, sınırlı kaynaklara erişim konusunda birbirleriyle rekabet etmeleri gerektiğini düşünebiliyorlar. Bu durum, başkalarının niyetlerine yönelik güvensizliği artırırken mevcut güvensizlik ve rekabet kültürünü de pekiştirebiliyor.
Bugünün dünyasında sürekli kriz, çatışma, skandal ve ihanet hikâyelerine maruz kalmamız da bu eğilimi güçlendirebiliyor. Dünyanın birçok yerinde değişen politik zemin, seçimlere duyulan güvensizlik, savaşlar, yaşanan hak kayıpları, istismar ve sömürü zincirleri; korku, öfke, şüphe, karamsarlık, sinisizm ve depresyon gibi duyguların dolaşıma girdiği alanlara dönüşebiliyor. Güvensizlik kötümserliği, kötümserlik ise sinisizmi besleyebiliyor. Sinisizm yalnızca bireysel bir karakter özelliği değil, toplumsal olarak yayılabilen bir zihinsel iklim yaratabilir. Belirsizliğin arttığı, güvenin zayıfladığı ve olumsuzluklara sürekli maruz kalınan bir ortamda, dünyaya sinik bir bakış giderek daha makul ve gerçekçi görünebilir.
Peki Sinisizm Bizi Gerçekten Koruyor Mu?
Araştırmalar, sinisizmin sağlık, ekonomik yaşam, bilişsel performans ve sosyal ilişkiler açısından da çeşitli olumsuz sonuçlarla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Sinisizm; daha düşük gelir, daha yüksek depresyon ve daha fazla alkol kullanımıyla ilişkilendiriliyor. Sinik kişilerin toplu eylemlere, protestolara, dilekçe imzalamaya ve oy vermeye daha az yatkın olabildiği de belirtiliyor. Bu açıdan sinisizm yalnızca bireyin kendisini ve yakın ilişkilerini değil, toplumsal katılımını da etkileyebilen bir tutum olarak karşımıza çıkıyor.
Sağlık alanındaki araştırmalar da benzer bir tablo ortaya koyuyor. Archives of Internal Medicine‘da yayımlanan bir çalışmada, sinisizmin sigara kullanımı ve obezite gibi sağlıksız yaşam biçimleriyle ilişkili olabileceği ve bunun kalp hastalıkları açısından ek riskler yaratabileceği aktarılıyor. Başka çalışmalar ise sinisizmi toplam ölüm ve kansere bağlı ölüm riskleriyle ve demans gelişme ihtimaliyle ilişkilendiriyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu çalışmaların önemli bir bölümünün ilişki ortaya koyması; dolayısıyla sinisizmin bu sonuçların doğrudan nedeni olduğunu söylemekten kaçınmak gerekiyor.
Sinisizmin maliyetlerinden biri de ekonomik yaşamda ortaya çıkıyor. Olga Stavrova ve Daniel Ehlebracht’ın Cynical Beliefs about Human Nature and Income: Longitudinal and Cross-Cultural Analyses başlıklı araştırması, sinik inançlarla ekonomik başarı arasındaki ilişkiyi inceliyor. ABD ve Avrupa’dan elde edilen anket verilerine dayanan araştırmalarda insanlara yönelik yüksek düzeyde sinik inançların daha sonraki dönemlerde daha düşük gelirle ilişkili olduğu görüldü. Almanya’daki başka bir çalışmada ise dokuz yıl sonra sinisizm düzeyi düşük kişilerin, daha sinik kişilere kıyasla ayda ortalama 300 dolar daha fazla kazandığı bulundu.
Bu ilişkinin olası açıklamalarından biri, sinisizmin işbirliğini zorlaştırmasıdır. Başkalarının kötü niyetli olduğuna inanan insanlar ihtiyaç duyduklarında yardım istemeyebilir ve başkalarının davranışlarının arkasında sürekli kötü niyet aradıkları için işbirliğine dayalı projelere katılmaktan uzak durabilirler. Güvensizlik, aynı zamanda işbirliği, yardım alma ve sosyal ilişkiler yoluyla ortaya çıkabilecek fırsatların azalmasına da neden olabilir. Böylece kendimizi korumak için geliştirdiğimiz bir strateji, uzun vadede bizi ekonomik ve sosyal fırsatlardan uzaklaştırabilir.
Kendini Gerçekleştiren Kehanet
Sinik tutum kültürel olarak çoğu zaman “uyanıklık”, “insan sarraflığı” ve gerçekçilikle ilişkilendiriliyor. İyimser veya insanlara güvenen kişiler ise saf ya da dünyayı yeterince tanımayan biri olarak görülebiliyor. Oysa Zaki’nin dikkat çektiği araştırmalar, siniklerin daha zeki olduğuna dair kültürel varsayımını desteklemiyor.
Gerçekleştirilen araştırmada katılımcıların yüzde 70’inin sinik bir kişinin bilişsel görevlerde daha başarılı olacağını düşünmesine karşın sonuçlar bunun tam tersini gösterdi. Başka bir araştırmada ise sinik kişilerin yalancıları tespit etme konusunda sinik olmayanlardan daha başarısız olduğu görüldü. Bu bulgular, sinisizmin gerçekçilikle ilişkisini yeniden düşünmeyi gerektiriyor. İnsanların zaten kötü niyetli olduğunu, herkesin çıkar peşinde olduğunu varsaymak, gerçekten kimin güvenilir, kimin güvenilmez olduğunu ayırt etmeyi kolaylaştırmak yerine zorlaştırabiliyor. Dolayısıyla kendimizi kandırılmaktan korumak için geliştirdiğimiz aşırı güvensizlik, bizi gerçeği değerlendirmede daha başarılı değil, daha başarısız hale getirebiliyor.
Bununla birlikte, insanlara yönelik negatif ve güvensiz yaklaşımın kendini gerçekleştiren kehanet olarak karşımıza çıkması oldukça mümkün. İnsanlar genellikle karşılarındaki kişinin kendilerine güvenmediğini veya kendilerinden düşük beklentileri olduğunu hissederler. Zaki, gerçekleştirilen çalışmaların insanların kendilerine güvenildiğinde daha güvenilir davranma ihtimalinin arttığını gösterdiğini ifade ediyor. Sürekli şüpheyle karşılanan bir kişi daha mesafeli, daha kontrollü ve daha az güven veren şekilde davranabilir. Böylece başlangıçta başkaları hakkında sahip olduğumuz varsayım, kendi davranışlarımız aracılığıyla kısmen gerçeğe dönüşüyor. Bu çerçevede sinik yaklaşım, yalnızca dünyaya ilişkin bir değerlendirme yapmakla kalmayıp, kişinin içinde bulunduğu ilişkileri de biçimlendiriyor.
Beklentiler ve Gerçekler: İnsan Gerçekten İnsanın Kurdu mu?
Bu çerçevede Zaki’nin Stanford öğrencileri ile gerçekleştirdiği çalışma, ilgi çekici bir örnek teşkil ediyor. 2022 yılında Zaki ve ekibi binlerce Stanford lisans öğrencisine birbirlerine ne kadar önem verdiklerini, başkalarına yardım etmekten ne kadar hoşlandıklarını ve tanımadıkları öğrencilerle bağlantı kurmak isteyip istemediklerini sordu. Bunun yanında öğrencilerden “ortalama Stanford öğrencisi”ni nasıl algıladıklarını da değerlendirmelerini istediler. “Hope For Cynics” kitabında yayınlanan sonuçlar ise iki ayrı Stanford resmini ortaya çıkardı.
Öğrencilerin yüzde 85’i yeni arkadaşlarla tanışmak istediğini söylüyordu. Yüzde 95’i kendisini kötü hisseden akranlarına yardım etmekten hoşlandığını belirtiyordu. Empati düzeyleri oldukça yüksekti. Fakat öğrencilerin zihnindeki Stanford bambaşkaydı. Öğrenciler, “ortalama” arkadaşlarını görece soğuk, yargılayıcı ve duyarsız olarak algılıyordu. Bu yanlış algı da onların kendi sorunlarını arkadaşlarıyla paylaşma veya sınıf arkadaşlarıyla konuşma konusunda daha isteksiz hale gelmesine yol açıyordu
İnsanlar kendilerini şefkatli ve bağlantı kurmaya istekli görürken, başkalarının aynı özelliklere sahip olduğuna inanmıyordu. Bu nedenle Zaki’nin laboratuvarı, birinci sınıf öğrencilerine yönelik bir program gerçekleştirdi. Hedef yurtlarda öğrencilerin birbirleriyle bağlantı kurmak ve yardım etmek istediklerini gösteren veriler paylaşıldı, posterler asıldı ve öğrencilerle bu bulgular üzerine konuşuldu. Bu programın sonunda öğrencilerin kendilerini birbirlerine karşı daha rahat hissetmeye ve daha samimi ilişkiler kurmaya başladıkları ifade ediliyor.
Kaderci, Karamsar ve Güvensiz Bir Kültürle Nasıl Mücadele Edilir: Ümitvar Şüphecilik
Karamsarlığı ve güvensizliği içinde barındıran sinisizmin en önemli sonuçlarından biri, hoşnutsuzluğu eyleme dönüştürmek yerine insanları pasifleştirebilmesidir. Sinik bakış açısı, dünyadaki sorunları görür; ancak bu sorunların değişebileceğine ilişkin inancı zayıflatır. Eşitsizlikler, adaletsizlikler, siyasi sorunlar ve toplumsal çatışmalar karşısında kişi giderek bunların kaçınılmaz olduğuna inanmaya başlayabilir. Böylece eleştiri, değişim arayışına değil, kabullenişe dönüşebilir.
Tam da bu noktada Jamil Zaki’nin önerdiği ümitvar şüphecilik (hopeful skepticism) yaklaşımı önem kazanıyor. Bu yaklaşım, sinisizmin karşısına körü körüne iyimserliği koymuyor. Aksine, gerçekliği daha dikkatli değerlendirmeyi, kanıtları sorgulamayı ve aynı zamanda değişimin mümkün olduğu ihtimalini korumayı öneriyor.
Bu yaklaşımın merkezinde umut kavramı bulunuyor. İyimserlik, geleceğin daha iyi olacağına ilişkin bir inançken, umut daha geniş bir kavramı ifade ediyor. Bu çerçevede umut, geleceğin daha iyi olabileceğine ve bizim bu geleceğin gerçekleşmesinde bir rolümüz olduğuna inanmayı içeriyor. Oklahoma Üniversitesi Hope Research Center’ın direktörü Chan Hellman’a göre umut, geleceği daha iyi hale getirme gücümüz olduğuna ilişkin inançtır ve iyi oluşun güçlü göstergelerinden biridir. Bu yönüyle umut, kişiyi geleceğin pasif bir gözlemcisi olmaktan çıkararak geleceğin oluşumunda rol alabilecek bir özne olarak konumlandırır.
Zaki’ye göre umut geliştirmek için üç unsura ihtiyaç vardır. İlk olarak, daha iyi bir geleceği zihnimizde canlandırabilmemiz gerekir. İkinci olarak, o geleceğe doğru hareket etmemizi sağlayacak motivasyon ve iradeye sahip olmamız gerekir. Üçüncü olarak ise bulunduğumuz yerden ulaşmak istediğimiz yere giden yolu görebilmemiz gerekir.
Zaki’nin önerdiği yaklaşım, şüpheciliği ortadan kaldırmaz; onu sinisizmden ayırır. Ümitvar şüpheci “Herkes iyidir” diye düşünmez. Fakat “Herkes kötüdür” diye de düşünmez. İnsanların niyetleri ve davranışları hakkında peşinen hüküm vermek yerine kanıt arar, gözlemler ve yeni bilgiler ortaya çıktığında görüşünü değiştirmeye açık olur. Zaki bu yaklaşımı bilim insanının zihniyetine benzetiyor. Bilim insanı bir olgunun nasıl olması gerektiğine önceden karar vermez; gözlemler, kanıtları değerlendirir ve elde ettiği yeni bilgiler doğrultusunda hipotezini değiştirir.
Bu yaklaşımın toplumsal açıdan önemi de burada ortaya çıkar. Sinisizm yalnızca insanların birbirine duyduğu güveni azaltmakla kalmaz; değişimin mümkün olduğuna ilişkin inancı da zayıflatabilir. “İnsanlar zaten böyle”, “hiçbir şey değişmez”, “herkes kendi çıkarının peşinde” gibi düşünceler, mevcut sorunları açıklıyor gibi görünse de aynı zamanda onları değiştirme çabasını anlamsızlaştırabilir. Eğer sonuç baştan belirlenmişse, harekete geçmek için de bir neden kalmaz.
Bu nedenle sinisizm, paradoksal biçimde, en çok eleştirdiği düzenin devamlılığına katkıda bulunabilir. Eşitsizliklerden, adaletsizliklerden veya siyasi sorunlardan hoşnut olmayan insanlar, bunların değişmeyeceğine inandıklarında kolektif eylemden geri çekilebilirler. Sorun ortadan kalkmaz; ancak sorun karşısında kişinin ve toplumun eyleme kapasitesi zayıflar. Sinisizmin pasifleştirici etkisi, hoşnutsuzluğu korurken değişim iradesini zayıflatır.
Ancak bu noktada kör iyimserlik de bir çözüm değildir. Her şeyin kendiliğinden iyiye gideceğine inanmak, sorunların gerçekliğini görmezden gelmeye ve değişim için gerekli çabayı göstermemeye neden olabilir. Sinisizm ile kör iyimserlik bu nedenle birbirinden farklı görünse de aynı sonuçta buluşabilir. Biri “Nasıl olsa her şey iyi olacak” derken, diğeri “Hiçbir şey değişmeyecek” der. Biri mevcut sorunların ağırlığını hafife alır, diğeri değişim ihtimalini ortadan kaldırır. Her iki durumda da kişi kendisini geleceğin dışında konumlandırabilir.
Ümitvar şüphecilik ise üçüncü bir yol önerir, sorunları fark eder, kanıtları değerlendirir ve belirsizliği kabul eder ancak değişimin mümkün olduğu ihtimalini de gözetir. Bu yaklaşımda umut, gerçekliğin ağırlığını inkâr eden bir duygu olmaktan çıkar ve eyleme yön veren bir tutuma dönüşür. Yerleşmiş eşitsizlikler karşısında umudu korumak, bu eşitsizliklerin kendiliğinden ortadan kalkacağını düşünmek anlamına gelmez. Tam tersine, onları değiştirmek için aktivizme, topluluk örgütlenmesine ve politika değişikliği için savunuculuğa yönelmek anlamına gelebilir.
Bu nedenle umut, yalnızca bireysel iyi oluşla ilgili değildir. Aynı zamanda insanların kendilerini toplumsal değişimin öznesi olarak görüp görmemeleriyle de ilgilidir. Umut, geleceğin belirsizliğini ortadan kaldırmaz; belirsizliğin içinde hareket edebilme kapasitesini güçlendirir. Daha iyi bir geleceği hayal etmekle kalmaz, o geleceğe doğru ilerlemek için harekete geçmeyi mümkün kılar. Umut; iyimserlik, özne olma duygusu ve eylemin birleşimidir. Anlamlı bir değişim de ancak bu birleşimle oluşabilir. “Sinikler asla güvenmeyerek hiçbir zaman kaybetmezler. Ama aynı zamanda hiçbir zaman kazanmazlar da. Sinisizm bizi tehlikeli insanlardan korur; ancak aynı zamanda iş birliği, sevgi ve topluluk kurma fırsatlarını da ortadan kaldırır; oysa bunların hepsi güven gerektirir.” sözleriyle Zaki her şeye rağmen umudun bize kazandırdıklarını vurguluyor.
