Türkiye’de ev kadınları, Toplum Çalışmaları Enstitüsünün raporunda ele alınan 2025 araştırmasına göre seçmenlerin yüzde 28,1’ini oluşturuyor. Bu sayının arkasında mesaisi bitmeyen işler, ekonomik bağımlılık ve sosyal güvence talepleri var. Yeni rapor, kadınların kendi emeklerine biçtikleri değer ile toplumdan gördüklerini düşündükleri değer arasındaki mesafeyi görünür kılıyor.

Evde Mesai Ne Zaman Bitiyor?
Gündelik hayat, sabah başlayıp geceye uzanan bir sorumluluk döngüsü olarak anlatılıyor. Yemek, temizlik ve çamaşırın arasına çocukların ihtiyaçları giriyor. Hastalık, okul hazırlığı ve aile üyelerinin bakım ihtiyacı işlerin saatini ve sınırını sürekli değiştiriyor. 45 yaşındaki bir katılımcı bu sürekliliği “Evde mesai yok, sürekli” sözleriyle anlatıyor.
İşin ne zaman tamamlandığı belirsiz. Çocuklar büyüdüğünde de bakım sorumluluğu her zaman sona ermiyor. Bazı kadınlar için torun bakımı, yetişkin çocuklara yemek hazırlamak ve onlara destek olmak yeni sorumluluklara dönüşüyor.Katılımcılar bütün bu işleri yetiştirebilmekten gurur duyduklarını da söylüyor. Evin düzenini sürdürmek beceri, planlama ve dayanıklılık gerektiriyor.
Ancak yaptıkları işe değer vermeleri, bu emeğin başkaları tarafından yeterince görüldüğü anlamına gelmiyor.
Yapılan İş Değil, Hazır Hâli Görülüyor
Araştırmaya katılan kadınların tamamı ev işlerini kendi sözcükleriyle iş olarak tanımlıyor. Buna karşılık ücret, izin, mesai sınırı ve sosyal güvence gibi karşılıkların bulunmaması, bu emeğin toplumdaki yerini tartışmalı hâle getiriyor.
45 yaşındaki bir katılımcının “Yaptığımı görmüyorlar, sadece yapılmış halini görüyorlar” sözleri bu sorunu anlatıyor. Yemek hazır olduğunda, çamaşırlar yerinde durduğunda ve ev temiz olduğunda bunları mümkün kılan çalışma fark edilmeyebiliyor. İşler aksadığında ise sorumluluk yeniden kadına dönüyor. Böylece emeğin kendisi görünmez kalırken yapılmayan iş görünür oluyor.
Ev işlerinin kadınların doğal görevi sayılması da bu döngüyü güçlendiriyor. Yorgunluğu dile getirmek veya sorumluluğu paylaşmak istemek, zaten yapılması gereken bir işten şikâyet etmek gibi görülebiliyor.
Ev Kadınlığı Bir Tercih Mi?
Raporda ev kadınlığının bütün katılımcılar için aynı anlama gelmediği görülüyor. Bazıları ev işlerini sevdiklerine bakmanın ve aile düzenini sürdürmenin bir yolu olarak anlatıyor. Bazıları ise mecburiyet, suçluluk ve kaçırılmış çalışma fırsatlarından söz ediyor.
56 yaşındaki bir katılımcı, önce babasının ardından eşinin özel sektörde çalışmasını istemediğini belirtiyor. Yaşadığını “Bizlere ev hanımlığı da seçtirildi” sözleriyle ifade ediyor.
Bu anlatı, bir yaşam biçimini benimsemek ile o yaşam biçimine yönlendirilmek arasındaki farkı düşündürüyor. Kadının evde yaptığı işten memnun olması, geçmişte başka seçeneklere sahip olduğunu göstermiyor.
Çocuk bakımında da benzer bir gerilim var. Bazı katılımcılar başkalarının çocuklarına iyi bakabileceğini bilseler bile annelik sorumluluğunu devretmekte zorlandıklarını anlatıyor. Çalışma isteği, çocuğunu yalnız bırakmış olma kaygısıyla karşı karşıya geliyor.
Bu nedenle kadınların ücretli çalışma hayatına katılımını yalnızca kişisel istek üzerinden değerlendirmek yetersiz. Bakımın kim tarafından üstlenildiği ve kadının kararını hangi koşullarda verdiği de tartışmanın parçası olmalı.
Ekonomik Bağımlılık Neyi Değiştiriyor?
Katılımcıların anlatılarında evin bütçesini yönetmek de önemli bir iş. Hangi ihtiyacın erteleneceğine, hangi harcamadan kısılacağına ve eldeki paranın ay sonuna nasıl yetiştirileceğine kadınlar karar veriyor. Ancak parayı yönetmek, kendine ait bir gelire sahip olmakla aynı şey değil.
Raporda kişisel harcamalarının sorgulandığını anlatan kadınlar var. Ekonomik bağımlılığın ayrılabilme imkânını sınırladığına ilişkin değerlendirmeler de yer alıyor. 28 yaşındaki bir katılımcı, kendi maaşıyla evden çıkabilen kadınlarla bunu yapamayan kadınlar arasındaki farkı vurguluyor. Burada gelir, gündelik bir harcamanın ötesinde anlam taşıyor. Kadının kendi ihtiyacı için karar verebilmesi, zor bir durumda başka bir hayat kurabilmesi ve geleceğini planlayabilmesiyle ilgili.
Bu nedenle ev içi emeğin karşılıksız kalması yalnızca hane bütçesi üzerinden değerlendirilemez. Kadının hayatındaki hareket alanını da etkiliyor.
Takdirin Yanında Hak Talebi Var
Görüşmelerde devletten beklenenler arasında sigorta, emeklilik, düzenli gelir ve gündelik hayatı kolaylaştıracak uygulamalar bulunuyor. Bu talepler bazı katılımcılar için sosyal yardım anlamına gelmiyor. Yıllardır sürdürülen emeğin karşılığı olarak görülüyor. Küçük bir kişisel gelir bile her harcamanın eşin kazancına bağlı olmadığı bir alan açabileceği için önem taşıyor.
Katılımcılar ayrıca devlet tarafından tanınmanın toplumun bakışını değiştirebileceğini düşünüyor. Ev kadınlığının kamusal olarak görülmesi, yaptıkları işin değerinin kabul edilmesiyle ilişkilendiriliyor. Ancak emeğin tanınması ile sorumluluğun paylaşılması birlikte düşünülmeli. Ev kadınlarına destek sağlanırken bakımın kadınların görevi olduğu kabulü sürerse mevcut iş bölümü değişmeden kalabilir.
Asıl soru, kadınların yaptıkları işin karşılığını alırken başka seçeneklere de sahip olup olamayacağı.
Siyasal Tercihler Tek Bir Nedene Dayanmıyor
Raporda yer verilen 2025 araştırmasında ev kadınlarının yüzde 49’u, ertesi gün seçim olsa AK Parti’ye oy vereceğini belirtiyor. CHP’ye oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 26,2.
Bazı katılımcılar başörtüsü yasaklarının kaldırılmasını ve geçmişte yaşadıkları dışlanmanın azalmasını desteklerinin gerekçesi olarak anlatıyor. Sağlık hizmetleri, geçmiş icraatlar ve istikrar beklentisi de öne çıkıyor. Diğer anlatılarda ekonomik sıkışma, yerine getirilmeyen vaatler ve adalete ilişkin kaygılar var. Sigorta ve emeklilik beklentilerinin karşılanmaması, seçim döneminde hatırlanıp sonrasında unutuldukları duygusunu güçlendiriyor.
Bir partiye oy vermek, mevcut koşullardan bütünüyle memnun olmak anlamına gelmiyor. Kadınların tercihlerinde geçmiş deneyimler, kaybetme kaygısı ve alternatiflere duyulan güven birlikte etkili olabiliyor.
Kadınların Hayatı Seçmen Sayısından Daha Fazlası
Rapor, ev kadınlarının toplumsal ve siyasal önemini görünür kılıyor. Ancak kadınların değeri seçmen kitlesindeki payları veya yetiştirdikleri çocuklar üzerinden ölçülemez. Kendi yaşamları, ihtiyaçları ve gelecekleri de başlı başına önemli. Ev içi emeği görünür kılmak, yapılan işin ağır olduğunu söylemekle tamamlanmıyor. Bu işin kimler arasında paylaşıldığı, kadına nasıl bir güvence sağladığı ve hayatında hangi seçenekleri açık bıraktığı da sorulmalı.
Bir kadının yaptığı işten gurur duyması ile daha adil koşullar istemesi birbiriyle çelişmiyor. Evini ve ailesini sevebilir. Aynı zamanda kendine ait gelir, zaman ve güvence talep edebilir. Asıl mesele kadınların ne kadar fedakâr olduğuna karar vermek değil. Hayatlarını sürekli fedakârlık yapmak zorunda kalmadan kurabilmelerini sağlamak.
