Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına iki yılda çocuk yaşta evliliklerle ilgili 2 bin 788 ihbar ulaştı. Açıklanan sayı, çocuk evliliği sorunun önemli ölçüde sürdüğünü ve bu evliliklerin engellenmesi için gerekli politikaları gündemimize taşıyor. Bununla birlikte, bu vakaların ne kadarının görülebildiği ve ihbarın ardından çocukların hayatında neyin değişti sorularını da sormamız gerekiyor.

İki Yılda Ne Oldu
Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, çocuk yaşta evliliklerle ilgili verdiği soru önergesinde son yıllardaki ihbar sayılarını ve yürütülen çalışmaları sordu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yanıtına göre 2024 ve 2025 yıllarında bu konuda toplam 2 bin 788 ihbar ve çağrı alındı.
Bakanlık, çocuk ihmali veya istismarı şüphesi taşıyan bildirimlerde sosyal inceleme başlatıldığını açıkladı. Çocukların uygun sosyal hizmetlere yönlendirildiğini ve sürecin takip edildiğini belirtti. İnceleme sonucunda istismar tespit edilmesi halinde suç duyurusunda bulunulduğunu da bildirdi.
Türk Medeni Kanunu 17 yaşını doldurmayan kişilerin evlenemeyeceğini düzenliyor. Ancak hâkim, olağanüstü bir durumun ve çok önemli bir gerekçenin bulunduğuna karar verirse 16 yaşını doldurmuş bir kişinin evlenmesine izin verebiliyor. Bakanlık ise 15 yaşından küçük çocuklarla kurulan birlikteliklerin suç kapsamında olduğunu vurguluyor.
Çocuk yaşta evlilik oranının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu illerde 2017 yılından bu yana il eylem planları hazırlanıyor. Bakanlığın açıklamasına göre bu planlarda farkındalık çalışmaları, kız çocuklarının güçlendirilmesi, eğitim faaliyetleri ve saha araştırmaları yer alıyor.
6 Şubat depremlerinin ardından Adana, Adıyaman, Elazığ, Malatya ve Osmaniye için de eylem planları hazırlandı. Deprem sonrasında ortaya çıkan yoksulluk, göç, barınma sorunu ve eğitimden kopuşun çocuk yaşta evlilik riskini artırabileceği değerlendirildi.
Tanrıkulu önergesinde dini nikâhla evlendirilen çocukları, ergen gebeliklerini, evlendirilmiş çocukların eğitim durumunu ve kurumlar arasındaki çalışmaları da sordu. Bakanlık bazı başlıkların diğer kamu kurumlarının görev alanına girdiğini belirterek bu soruların bir bölümüne sayı vermedi.
Resmî evlilik kayıtları sorunun kız çocukları bakımından taşıdığı eşitsizliği daha açık gösteriyor. TÜİK verilerine göre 2024 yılında 16 ve 17 yaşındaki 9 bin 354 kız çocuğu ile 617 oğlan çocuğu resmî olarak evlendirildi. 2020 ile 2024 arasındaki beş yıllık dönemde evlendirilen çocukların sayısı 61 bin 136 oldu. Bu çocukların 57 bin 618’i kızdı.
Bu sayılar yalnızca resmî kayıtlara giren evlilikleri kapsıyor. Daha küçük yaştaki çocuklarla kurulan birliktelikler, yalnızca dini nikâhla gerçekleştirilen evlilikler ve hiçbir kuruma bildirilmeyen vakalar bu tablonun dışında kalıyor.
İhbar Sayısı Bize Neyi Söylüyor
Bir çocuğun evlendirilme riskinin ihbara dönüşmesi için önce çevresindeki birinin bunu sorun olarak görmesi gerekiyor. Ardından o kişinin nereye başvuracağını bilmesi ve bildirimin sonuç doğuracağına inanması gerekiyor.
Çocuğun kendisinin başvuru yapabilmesi ise daha zor. Ailesine ekonomik ve duygusal olarak bağımlı olan bir çocuğun evden ayrılmayı, yakınlarını karşısına almayı ve sonrasında nerede yaşayacağını düşünmeden ihbarda bulunması beklenemez. Yaşadığı durum çevresi tarafından normal kabul ediliyorsa çocuk bunun bir hak ihlali olduğunu adlandırmakta da zorlanabilir.
İhbar mekanizmasının varlığı bu nedenle korumanın yalnızca ilk adımı. İhbarın ardından çocuğun güvenliğinin nasıl sağlandığı, eğitimine dönüp dönmediği ve aile içindeki baskıya karşı nasıl korunduğu bilinmiyorsa sistemin etkisini değerlendiremeyiz.
Açıklanması gereken yalnızca kaç ihbar alındığı değil. Bu ihbarların kaçının doğrulandığı, kaç çocuk için koruma kararı verildiği, kaç çocuğun eğitimine döndüğü ve kaç olayda adli süreç başlatıldığı da kamuoyuyla paylaşılmalı.
Neden En Çok Kız Çocukları Evlendiriliyor
2024 yılında resmî olarak evlendirilen kız çocuklarının sayısı oğlan çocuklarının yaklaşık 15 katıydı. Bu fark çocuk yaşta evliliğin yalnızca yaşla ilgili olmadığını gösteriyor. Sorun aynı zamanda kız çocuklarına biçilen toplumsal rollerle ilgili.
Kız çocuklarından ev içindeki bakım sorumluluklarını daha erken üstlenmeleri beklenebiliyor. Eğitimleri aile içindeki ekonomik sıkışmada daha kolay vazgeçilebilir görülüyor. Evlilik ise kız çocuğunun bakım ve geçim sorumluluğunu başka bir haneye devreden bir çözüm gibi sunulabiliyor.
Bu düşünce kız çocuğunun geleceğini güvence altına aldığını iddia ediyor. Fakat güvence olarak sunulan şey çoğu zaman çocuğun eğitimden, arkadaşlarından ve karar verme hakkından uzaklaşması anlamına geliyor. Çocuk bir haneden diğerine geçiyor, bağımlılık ilişkisi ise ortadan kalkmıyor.
Kız çocuklarının ilişkileri ve bedenleri üzerindeki aile denetimi de bu sürecin bir parçası. Ailenin namusunu koruma düşüncesi, çocuğun yaşadığı bir ilişkiyi evlilikle sonuçlandırma baskısına dönüşebiliyor. Böylece yetişkinlerin kaygıları çocuğun geleceği hakkında geri alınması güç bir kararın gerekçesi haline geliyor.
Çocuk yaşta evliliği yalnızca geleneklerle açıklamak bu nedenle yetersiz. Yoksulluk, eğitimden kopuş, aile baskısı ve toplumsal cinsiyet rolleri aynı koşullar içinde birbirini besliyor. Tek bir nedeni hedefleyen politikalar da sorunun yalnızca bir bölümüne ulaşabiliyor.
Rıza Ne Kadar Özgür Olabilir
Çocuk yaşta evlilikler konuşulurken çocuğun evlenmeyi istediği sık sık öne sürülüyor. Oysa bir kararı kabul etmek ile o kararı özgür koşullarda vermek aynı şey değil.
Ailesine bağımlı olan, eğitimden uzaklaşmış ve önünde başka bir yaşam seçeneği bulunmayan bir çocuğun onayı bu koşullardan bağımsız düşünülemez. Aile baskısı her zaman açık bir tehdit şeklinde kurulmaz. Çocuğa ailesini zor durumda bıraktığı, evliliğin onun iyiliği için olduğu veya başka bir seçeneğinin bulunmadığı hissettirilebilir.
Çocuğun karşı çıkmamış olması bu nedenle tek başına rıza olarak kabul edilemez. Asıl soru çocuğun evlilik dışında güvenli ve sürdürülebilir bir seçeneğe sahip olup olmadığıdır.
Yasal İstisna Neyi Değiştiriyor
Türkiye’nin taraf olduğu çocuk hakları düzenlemeleri 18 yaşından küçük herkesi çocuk kabul ediyor. Buna karşılık iç hukuk belirli koşullar altında 16 ve 17 yaşlarında evliliğe izin veriyor.
Bu istisna çocukluk ile yetişkinlik arasındaki sınırı belirsizleştiriyor. Aynı kişi eğitim, sağlık ve sosyal hizmet sistemi içinde çocuk olarak kabul edilirken evlilik söz konusu olduğunda yetişkin sorumluluklarını üstlenebiliyor.
Hâkim izninin istisnai olması tek başına koruma sağlamıyor. Çocuğun aile içindeki baskıyı açıkça anlatıp anlatamadığı, ekonomik koşulların kararını ne ölçüde etkilediği ve evlilik dışında gerçek bir seçeneğinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmeden verilen izin, mevcut eşitsizliği hukuki bir karara dönüştürebilir.
Burada yalnızca evlenme yaşını tartışmak da yeterli değil. Resmî nikâhın engellenmesi, dini nikâhla veya kayıt dışı biçimde kurulan birlikteliklerin sona erdiği anlamına gelmiyor. Yasal sınır ancak etkili izleme, sosyal destek ve güvenli başvuru imkânlarıyla birlikte işlediğinde çocuğu koruyabilir.
Depremden Sonra Artan Kırılganlık
Bakanlığın depremden etkilenen iller için ayrıca eylem planı hazırlaması önemli bir ihtiyaca işaret ediyor. Afetler var olan eşitsizlikleri ortadan kaldırmıyor. Onları daha ağır ve daha görünmez hale getirebiliyor.
Ailesini veya gelirini kaybeden, geçici barınma alanlarında yaşayan ve okuluyla bağı kopan çocukların korunma imkânları zayıflıyor. Evlilik bu ortamda ekonomik yükü azaltan veya çocuğu güvende tutan bir yol gibi sunulabiliyor.
Farkındalığın Ötesinde Bir Koruma Politikası
Farkındalık çalışmaları çocuk yaşta evliliklerin normal kabul edilmesini sorgulatabilir. Fakat sorun yalnızca bilgi eksikliğinden kaynaklanmıyor. Bir aile çocuk yaşta evliliğin zararlarını bildiği halde yoksulluk nedeniyle bu kararı verebilir. Bir çocuk okuluna ulaşamadığı için evliliği tek çıkış yolu olarak görebilir.
Bu nedenle çözümün merkezinde çocuğun seçeneklerini çoğaltmak olmalı. Okula devam edebilmesi için maddi destek sağlanmalı. Güvenli barınma imkânları güçlendirilmeli. Çocuğun ailesinden bağımsız biçimde ulaşabileceği başvuru yolları kurulmalı. Ergen gebelikleri çocuk koruma sistemi içinde düzenli olarak izlenmeli. Dini nikâhla kurulan ve resmî kayıtlara girmeyen birliktelikler de görünür hale getirilmeli.
İki yılda yapılan 2 bin 788 ihbar, en az 2 bin 788 kez birilerinin devlet müdahalesine ihtiyaç duyduğunu düşündüğünü gösteriyor.
Asıl mesele her çağrının ardından çocuğun hayatında neyin değiştiği. Bir çocuğu evlilikten korumak yalnızca nikâhı durdurmak değildir. O çocuğun okula devam edebileceği, güvenli yaşayabileceği ve kendi geleceği hakkında karar verebileceği bir hayat kurmaktır.
Alina Çalaz
