Gazetecilikten kürtaj hakkı ve siyasi temsil kampanyalarına uzanan mücadele dolu yaşamında Ms. dergisini kuran, Ulusal Kadın Siyasi Kurultayı’nı örgütleyen feminist gazeteci-aktivist Gloria Steinem 92 yaşında hayatını kaybetti. Onun iyimserlikten beslenen mücadele hikayesine yakından bakmak, bir kadının feminist aktivist olma yolculuğunu anlamak ve yaşamından dersler çıkarmak istedik.

Gloria Steinem, ikinci kuşak feminizmin öncü kadınlarından biriydi. 3 Eylül 2026’da New York’taki evinde, 92 yaşında hayatını kaybetti. Ölüm haberi ailesi tarafından sade bir dille duyuruldu; ardından dünyanın dört bir yanından feminist örgütler, siyasetçiler ve gazeteciler onun mirasına dair değerlendirmelerini paylaştılar.
Hillary Clinton’ın başını çektiği anmalar arasında öne çıkan ortak vurgu, Steinem’in aktivizminin karamsarlıktan değil iyimserlikten beslendiğiydi. Manhattan’daki evinin önüne çiçek bırakan komşular, onu soyut bir ikon değil, mahallesinde aktif bir komşu olarak anıyorlar. Steinem’i yetmiş yılı aşkın süre boyunca kurduğu örgütlerin, açtığı yolların ve ardında bıraktığı mücadeleyi anlamak feminist aktivistlere mücadelenin nasıl hiç bitmediğini sürekli devam ettiğini hatırlatıyor.
Bir mücadelenin kökenleri
Gloria Steinem 1934’te Ohio’da doğdu, çocukluğunun büyük bölümünü bir karavanda geçirdi. Annesinin ruh sağlığı sorunları nedeniyle çalışma hayatını sürdürememesi ve bu yüzden maruz kaldığı dışlanma, Steinem’in kadın emeğine dair ilk gözlemlerini şekillendirdi. 1956’da Massachusetts’teki bu kadın koleji olan Smith College’dan devlet yönetimi alanında lisans derecesiyle mezun oldu. Mezun olduktan sonra Hindistan’a gitti, iki yıl boyunca ülkenin yüksek mahkemesinde hukuk kâtipliği yaptı. ABD’ye döndüğünde kısa bir süre, öğrencileri Soğuk Savaş döneminde Sovyet etkisindeki dünya gençlik festivallerine karşı örgütleyen bir CIA bağlantılı kuruluşta çalıştı. Kendisi bu dönemi yıllar sonra saklamadığını, kararının arkasında durduğunu söyleyerek anlattı. Yaşantısındaki bu detay, onun kariyerinin tek bir çizgide ilerlemediğini ama geçmişinden kaçmadığını da gösteriyor.
Gazetecilikten örgütlenmeye
Gloria’nın kamuoyuna çıkışı 1963’te, bir Playboy kulübünde on bir gün boyunca gizlice çalışarak yazdığı iki bölümlük röportajla oldu; “A Bunny’s Tale” adlı bu röportaj, Show dergisinde (Show: The Magazine of the Arts) yayımlandı. Bu yazı Gloria’nın ilk büyük gazetecilik çıkışıydı. Dar kostümlere zorlanan, zayıflamak zorunda kalan kadınların çalışma koşullarını gözler önüne seren bu araştırma sonrasında bir süre iş bulamadı. Artık yalnızca “tavşan kız” olarak görülüyordu.
1968’de New York dergisinde bir kürtaj eylemini konu alan yazısında kullandığı “reproductive freedom” “üreme özgürlüğü” ifadesi, o günden bu yana hareketin temel kavramlarından biri oldu. 22 yaşında Londra’da geçirdiği kürtajın ardından yaşadığı süreci aktivist kimliğinin başlangıcı olarak tanımlıyordu.
1971’de Dorothy Pitman Hughes ile birlikte kurduğu Ms. dergisi, kadınlar tarafından, kadınlar için üretilen ilk ulusal yayın olarak kabul edildi; ilk sayısının kapağında gücünden vazgeçip bir erkeğin yanında kalmayı seçen Wonder Woman’ı işleyen ve karakterin feminist köklerine döndürülmesini talep eden bir yazı yer alıyordu.
Türkiye’de Duygu Asena Kadınca Dergisini hazırlarken Ms. Dergisinden İlham Aldı mı?
Feminist basın tarihçileri, Türkiye’nin ilk popüler feminist kadın dergisi olan Kadınca’yı da aynı kuşaktan sayıyor: Şule Akdoğan’ın 2016 tarihli karşılaştırmalı doktora tezine göre, Duygu Asena’nın 1978’de yayın yönetmenliğini üstlendiği dergi, İngiltere’deki Spare Rib ve ABD’deki Ms. ile benzer bir modele dayanıyordu. Bu, geriye dönük yapılmış akademik bir sınıflandırma; Asena’nın Steinem’i ya da Ms.’yi doğrudan örnek aldığına dair kendi ağzından bir ifadeye rastlanmasa da bu dalgadan etkilenebileceğini bize düşündürttü.
Gloria aynı yıllarda kurduğu Ulusal Kadın Siyasi Kurultayı, kadınları siyasi adaylık için örgütleyip eğitmeyi hedefleyen bir yapı olarak kuruldu. 1970’te ABD Kongresi’nde Eşit Haklar Değişikliği üzerine düzenlediği dinlemede (hearing) söz alan Steinem, kendisinden önce değişikliğe karşı çıkan tanıklara doğrudan yanıt verdi. Kadınların “doğası gereği” farklı olduğu iddialarına, iki cinsiyet arasındaki farkın her bir cinsiyetin kendi içindeki bireysel farklardan çok daha küçük olduğunu söyleyerek karşı çıktı; kadınların erkeklerden yüzde 40 daha az kazandığını, sosyal yardım sisteminin kadınları nasıl aşağıladığını, sendikaların kadın emeğini nasıl dışladığını somut verilerle anlattı. Bu özgürleşmenin yalnızca kadınlara değil, tek geçim kaynağı olma yüküne mahkûm edilen erkeklere de fayda sağlayacağını savundu. Değişiklik 1972’de Kongre’den geçti, ama 1982’deki son tarihe kadar gereken 38 eyalet onayını alamadı. Steinem’in elli altı yıl önce anayasaya işlemek için mücadele ettiği bu güvence, bugün hâlâ yürürlüğe girmiş değil.
Farklı Alanlarda Aktivizm
Gloria Steinem’in aktivizmi, kadın hareketinin sınırlarını aşan bir dizi cephede sürdü. 1984’te, Washington’daki Güney Afrika büyükelçiliği önünde apartheid rejimini protesto eden bir gösteride gözaltına alındı. Bu dönemin ABD’sinde giderek geniş bir destekçi kitlesi bulan Özgür Güney Afrika Hareketi’nin (Free South Africa Movement) parçasıydı.
Otuz yıl sonra, Mayıs 2015’te, aralarında iki Nobel Barış ödüllü kadının da (Leymah Gbowee ve Mairead Maguire) bulunduğu otuz kadın aktivistle birlikte Kuzey Kore’den güneye, askerden arındırılmış bölgeyi (DMZ) geçerek Kore Savaşı’nın resmen sona erdirilmesini, savaşta ayrılan ailelerin yeniden birleşmesini ve barış süreçlerinde kadınların merkezi bir rol almasını talep etti. Steinem bu eylemi “kimsenin yapılamaz dediği bir şeyi başarmak” olarak değerlendirdi.
2017’de, Trump’ın göreve başlamasının ertesi günü düzenlenen ve genellikle ABD tarihinin en kalabalık tek günlük gösterisi olarak anılan Kadın Yürüyüşü’nün eş sözcülerinden biri oldu.
Atmış yıllık mücadelesinde birçok ödüle layık görüldü; 1993’te Ulusal Kadınlar Onur Listesi’ne (National Women’s Hall of Fame) seçildi; 2013’te Barack Obama tarafından kendisine Başkanlık Özgürlük Madalyası verildi; 2021’de İspanya’nın en prestijli uluslararası ödüllerinden Asturias Prensesi Ödülü’ne layık görüldü; 2023’te BBC’nin yıllık “100 Kadın” listesine girdi.
“Sadece kadınlar yaşla radikalleşir”
2016’da Financial Times’a verdiği bir söyleşide Steinem, kendisinden sonraki kuşağın öfkesini hafife almadığını, aksine bu öfkeyi kendi kuşağının çok ötesinde bulduğunu anlatmıştı. Otuzlu yaşlarına kadar kendini feminist olarak tanımlamadığını, ama o yaştan sonra giderek öfkelendiğini söylüyordu. Ona göre bunun nedeni, kadınların yaşla birlikte ücretli işte, ev içi emekte ve yaşlanmaya dair çifte standartta yaşadıkları eşitsizliği daha fazla deneyimlemeleriydi.
Aynı söyleşide Steinem, o dönem ABD’de genç kadınların bir kısmının bir kadın adaya değil Bernie Sanders’a destek vermesini bir “ihanet” olarak değil, genç kadınların aktivizme olan ilgisi olarak okuduğunu belirtmiş; mücadelenin tek bir kadını iktidara taşımaktan ibaret olmadığını, tüm kadınların hayatını iyileştirmek olduğunu vurgulamıştı.
Steinem’in bir diğer tezi ise şuydu: Bir toplumda kadına yönelik şiddetin ne kadar yaygın ve ne kadar normalleştirilmiş olduğuna bakarak, o toplumun genel şiddet eğilimini, hem kendi içindeki çatışmaları hem de başka ülkelere karşı gösterdiği saldırganlığı önceden kestirebiliriz. Mantığı basitti: Bir toplum, evde ya da sokakta bir kişinin diğerini gücüyle kontrol etmesini “normal” sayıyorsa, bu kabul zamanla her türlü hiyerarşiye ve şiddete de zemin hazırlar. Çünkü çocuklar, iktidarın şiddetle meşrulaştığı fikrini ilk olarak ailede, kadına yönelik şiddete tanık olarak ya da maruz kalarak öğrenir.
Siyah Feminist Kadın Liderliği; Cinsiyetçilik ve Irkçılık Birbirinden Farklı Değilidir
Steinem, aktivizminin kesişimsel çerçevesini büyük ölçüde Siyah feminist kadın liderlerden (Florynce Kennedy, Evelyn Cunningham, Shirley Chisholm ve Fannie Lou Hamer gibi) öğrendiğini defalarca dile getirdi; bu isimlerle kurduğu ortaklığı bir aile bulmaya benzetiyordu. Cinsiyetçilik ve ırkçılığın birbirinden ayrı ele alınamayacağı fikri, onun 1971’den itibaren yazdığı metinlerin merkezindeydi ve 2017’de kürtaj karşıtı en sert düzenlemelerin güney eyaletlerinden çıkmasını da aynı çerçeveyle açıklıyordu. Dorothy Pitman Hughes ile yıllar süren ortak çalışması ve sahne paylaşımı, siyahi kadınlar ile yaptığı dayanışmanın somut bir göstergesi oldu.

Önce Dinlemek Sonra Anlatmak
Gloria Steinem kendini bir teorisyen olarak değil, dinleyerek harekete geçiren bir örgütçü olarak tanımlıyordu; feminist teorinin akademiden değil sokaktaki aktivizmden doğduğunu savunuyordu. Bu yaklaşımın kökleri Hindistan’daki iki yıla dayanıyordu: Gandici kadın örgütçülerle köy köy dolaştığı günlerde katıldığı, herkesin sırayla konuştuğu ve dinlediği “konuşma çemberleri”, ona hikâyesini anlatan kadının aynı zamanda o konudaki uzman olduğu fikrini öğretmişti. Bu ilkeyi sonraki altmış yılda hem gazetecilik hem örgütlenme pratiğine taşıdı. Alaska’da bir kadın sığınma evini ziyaret ettiğinde de, Güney Afrika’da apartheid sonrası bir kadın hareketine deftalarca gönüllü destek verdiğinde de aynı yöntemi izledi: önce dinlemek, sonra anlatmak.
1977’de Houston’da toplanan ve Kongre’den fon alan Ulusal Kadın Konferansı, Steinem’in ikinci dalga feminizmin gerçek anlamda ulusal bir harekete dönüştüğü an olarak andığı bir dönüm noktasıydı. İki bin resmi delege ve on sekiz bin gözlemcinin katıldığı konferansta Steinem, Siyah, Asyalı-Amerikalı, Latina ve Yerli Amerikalı kadın kümelerinin ayrı ayrı dile getirdiği talepleri derleyip ortak bir metne dönüştürme görevini üstlendi; bu deneyimi, bir yazar olmanın aynı zamanda bir aktivist olmak anlamına geldiğini ilk kez o zaman kavradığı an olarak anlatıyordu. Yıllarca da, kendisiyle aynı sahneyi paylaşacak bir renkli kadın olmadan hiçbir konuşma ya da örgütlenme etkinliğine çıkmama kuralı koydu. Hem sahne korkusuyla baş etmek için, hem de mikrofonu, ayrımcılığı kendisininkinden çok daha ağır yaşayan kadınlara ulaştırmak için.
“Tüm kadınlar için iyi olmayan, hiçbir canlı için iyi değildir.”
Bu yaklaşımın özeti, kendi ifadesiyle şöyleydi: “Tüm kadınlar için iyi olmayan, hiçbir canlı için iyi değildir.” Bazı feminist kuşaklar bu cümleyi, hareketin Simone de Beauvoir’ın felsefi mirasından ya da Betty Friedan’ın orta sınıf kariyer talebinden çok, Steinem’in ırk, sınıf, yaş ve cinsiyet ayrımcılığını tek bir mücadelenin parçası sayan bu bakış açısıyla siyasi bir kitle hareketine dönüştüğü an olarak okur.
Hataları da mirasın parçası
1998’de New York Times’a yazdığı ve dönemin başkanı Bill Clinton’ı cinsel taciz iddialarına karşı savunduğu yazı, yıllarca eleştiri konusu oldu; kendisi de 2017’de bugün kadınların sözüne çok daha fazla değer verildiğini, aynı metni bugün yazmayacağını söyleyerek bu tutumunu gözden geçirdiğini ifade etti. Benzer şekilde, 1977’de kaleme aldığı bir yazı nedeniyle trans haklarına mesafeli bulunmuş, 2013’te ise trans bireylerin yaşamlarının gerçek ve özgün olduğunu, sorgulanmak değil kutlanmak gerektiğini açıkça yazarak bu tutumunu düzeltmişti. Bazı feminist çevreler, onun hareketin görünen yüzü hâline gelmesinin liyakatten çok medyanın genç, beyaz ve çekici bir isim tercih etmesiyle ilgili olduğunu savunuyordu; Steinem bu eleştiriyi de kayıtsız karşılamadı, ileri yaşlarında bile kendisine yönelik bu suçlamayı incitici bulduğunu yazdı.
Sayılarla bir mücadele hattı:“Daha yapacak çok şey var.”
Steinem’in aktivizme başladığı 1971’de ABD Kongresi’nde 15 kadın üye varken, bugün bu sayı 150’ye ulaşmış durumda. Bu ilerleme kendiliğinden gerçekleşmedi; kurduğu örgütlerin onlarca yıllık çalışmasının sonucu. Kendisi de bilinçli bir tercihle, hareketin tek bir isme bağlı kalmaması için genç örgütçüleri sürekli öne çıkardı; ev sahipliği yaptığı toplantılarda yetiştirdiği isimlerden biri olan ev işçileri hakları savunucusu Ai-jen Poo, Steinem’i liderliği paylaşmaya adanmış, kendisini değil daima başka kadınları büyütmeyi önceleyen bir örgütçü olarak tanımlıyordu. 1986’da meme kanseri, 1994’te ise kronik ağrıyla seyreden trigeminal nevralji tanısı aldı; buna rağmen çalışmayı sonuna kadar sürdürdü. 2011’de bir söyleşide 100 yaşına kadar yaşamayı umduğunu söylemiş, nedenini şöyle özetlemişti: “Daha yapacak çok şey var.”
Eylül ayı sonunda yayımlanacak son anı kitabı “An Unexpected Life” ile sesi bir süre daha kamuoyunda kalacak.
Gloria Steinem’in ölümü, feminist hareketin bir öncüsünün kaybı oldu. SES Eşitlik Adalet Kadın Platformu gibi yazı yazmayı bir aktivizm olarak gören bizlere yaşamıyla örnek olan Gloria Steinem’i saygı ile anıyoruz.
Kaynaklar:
- Gloria Steinem: ‘Only women become more radical with age’ — Financial Times, 8 Mart 2016 — https://www.ft.com/content/d660a882-d97d-11e5-a72f-1e7744c66818
- Feminist icon Gloria Steinem dies at 92 — Financial Times, 3 Eylül 2026 — https://www.ft.com/content/34813f31-aaa0-4bd2-9c87-b1b258dab872
- Gloria Steinem, groundbreaking feminist campaigner, dies aged 92 — The Guardian, 3 Eylül 2026 —https://www.theguardian.com/books/2026/sep/03/gloria-steinem-groundbreaking-feminist-campaigner-dies-aged-92
- Road Warrior: Gloria Steinem’s Life on the Feminist Frontier — The New Yorker, Jane Kramer, 12 Ekim 2015 — https://www.newyorker.com/magazine/2015/10/19/gloria-steinem-profile-jane-kramer
- Gloria Steinem, trailblazing journalist and activist, dies at 92 — NPR — https://www.npr.org/2026/09/03/nx-s1-5718381/gloria-steinem-dies
- Gloria Steinem dies at 92, feminist icon and Ms. magazine co-founder — Axios — https://www.axios.com/2026/09/03/gloria-steinem-dies-92-feminist-icon
