2026 FIFA Erkekler Dünya Kupası, İspanya’nın finalde Arjantin’i mağlup ederek kupayı kazanmasıyla sona erdi. Dünyanın dört bir yanında taraftarlar bu zaferi kutlarken, turnuva aynı zamanda önemli bir toplumsal cinsiyet sorununu yeniden gündeme taşıdı: Büyük spor organizasyonları sırasında artan aile içi şiddet riski.

2026 FIFA Erkekler Dünya Kupası, finalde İspanya’nın Arjantin’i mağlup ederek şampiyonluğa ulaşmasıyla sona erdi. Haftalar süren kutlamalar, ulusal heyecan ve yoğun kamuoyu ilgisi böylece son buldu. Ancak aile içi şiddete maruz kalan birçok kadın ve çocuk için büyük futbol turnuvaları yalnızca kutlama vesileleri olmakla kalmıyor; aynı zamanda korkunun ve tehlikenin arttığı dönemler oluyor.
Women’s Aid, ilk kez 2022 FIFA Erkekler Dünya Kupası sırasında başlattığı etkileyici “He’s Coming Home” kampanyasıyla bu gerçeğe dikkat çekmiştir. Kampanya, futbolla özdeşleşen “It’s Coming Home” sloganını bilinçli bir şekilde ters yüz etmektedir. Kampanya kapsamında hazırladıkları kısa film kupanın eve dönüşüne odaklanmak yerine, maçın ardından şiddet uygulayan partnerinin eve dönmesini korkuyla bekleyen bir kadının yaşadıklarını konu almaktadır. Kampanyanın temel mesajı, saha içindeki sonucun ne olduğundan bağımsız olarak, büyük futbol turnuvaları sırasında aile içi şiddetin daha sık yaşanabileceği ya da daha ağır bir hâl alabileceğidir.
Kampanya, futbolun şiddete neden olduğunu öne sürmemektedir. Aksine, maçlar etrafında oluşan yoğun duyguların, alkol tüketiminin ve sosyal ortamın, ev içinde zaten var olan şiddeti daha da şiddetlendirebildiğini ortaya koymaktadır.
The New York Times bünyesinde yayımlanan The Athletic’te yakın zamanda yayımlanan bir makale, polis istatistikleri, akademik araştırmalar ve Women’s Aid, Hestia, White Ribbon UK ve Respect gibi kuruluşlarla yapılan görüşmeler aracılığıyla bu görüşü ayrıntılı biçimde ele almaktadır. Makale, İngiltere millî takımının maçları sırasında, takımın kazanması, kaybetmesi ya da berabere kalmasından bağımsız olarak aile içi şiddet ihbarlarının arttığını gösteren bulgulara dikkat çekmektedir. Sıkça atıf yapılan bir araştırmaya göre, İngiltere’nin oynamadığı günlerle karşılaştırıldığında, bildirilen aile içi şiddet vakaları İngiltere’nin mağlup olduğu maçların ardından %38, galibiyet veya beraberlikle sonuçlanan maçların ardından ise %26 oranında artmaktadır.
Bu bulgular, sorumluluğun ne futbolculara ne de maçın sonucuna yüklenebileceğini açıkça göstermektedir. Futbol, bir kişiyi şiddet uygulayan biri hâline getirmez. Bunun yerine, büyük turnuvalar mevcut baskı ve şiddet örüntülerini ağırlaştırabilir; artan alkol tüketimi, yoğun duygusal atmosfer, geç saatlerde oynanan maçlar ve eğlence mekânlarının uzatılmış çalışma saatleri, şiddetin hem sıklığını hem de şiddet düzeyini artırabilir. Bu nedenle, zaten şiddet uygulayan bir partnerle yaşayan kadınlar için son düdük, etkinliğin sona erdiğini değil, daha büyük bir tehlike döneminin başladığını ifade edebilir.
Kadın örgütleri, bu nedenle büyük spor etkinliklerine daha güçlü farkındalık kampanyalarının, kolay erişilebilir uzman destek hizmetlerinin ve polis ile diğer kamu kurumlarının daha proaktif müdahalelerinin eşlik etmesi gerektiğini savunmaktadır. Şiddet mağdurlarının güvenli ve kolay erişilebilir destek mekanizmalarına ulaşabilmesi sağlanmalı; arkadaşlar, aile üyeleri ve toplumun diğer bireyleri ise uyarı işaretlerini fark etmeleri ve yargılayıcı olmadan destek sunmaları konusunda teşvik edilmelidir.
Bu tartışmanın yalnızca acil müdahale mekanizmalarıyla sınırlı kalmaması da gerekmektedir. White Ribbon UK’nin çalışmaları, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti normalleştiren cinsiyetçi tutumlara, şakalara ve gündelik davranışlara karşı çıkma sorumluluğunun erkekler ve erkek çocuklarında da olduğunu vurgulamaktadır. Görünüşte önemsiz gibi görünen kadın düşmanı (mizojinik) söylem ve davranışlarla mücadele etmek önemlidir; çünkü istismar edici davranışlar nadiren en ağır biçimleriyle başlar. Bunlar, kontrol edici davranışların, aşağılayıcı dilin ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin görmezden gelindiği ya da mazur görüldüğü sosyal ortamlarda zamanla gelişebilir.
Dünya Kupası, İspanya’nın kupayı kaldırmasıyla sona ermiş olabilir; ancak turnuva boyunca görünür hâle gelen toplumsal cinsiyete dayalı riskler ortadan kalkmış değildir. Aile içi şiddet, futbolun geçici bir sonucu değildir ve taraftarlar stadyumu terk ettiğinde ya da televizyon kapatıldığında sona ermez. “He’s Coming Home” gibi kampanyaların verdiği kalıcı mesaj, futbolun yarattığı görünürlük ve kolektif enerjinin şiddeti mazur göstermek için değil, ona karşı mücadele etmek için kullanılması gerektiğidir.
